İzledim: Bi Parça Plastik

Yaklaşık okuma süresi: 5 dakika Hemzemin Tiyatro‘nun ilk oyunu Bi Parça Plastik‘i geçtiğimiz günlerde Moda Sahnesi‘nde izledim. Alman yazar Marius von Mayenburg‘un kaleme aldığı oyun Sündüz Haşar yönetmenliğinde sahneye koyulmuş. Oyunun çevirisini ise oyuncularından Erce Kardaş yapmış.

Erce Kardaş oyunla ilgili ekipçe verdikleri bir röportajda öğrenciliği esnasında içinde Bi Parça Plastik’in de yer aldığı kimi oyunlar çevirdiğini, Bi Parça Plastik metninin derinliğini fark ettikten sonra ekiple paylaşarak sahnelemeye karar verdiklerinden bahsediyor. Röportajın bir kısmını oyundan önce izlemiştim. Oyundan sonra Erce Kardaş’ın anlatmaya çalıştıklarına kısmen haiz olduğumu söyleyebilirim. Oyunun enteresan bir üslubu var. Diyaloglarının ucu fazlasıyla açık. Cümlelerinin yapısı bana kimi zaman oyuncuların metne bağlı kalmadıklarını, doğaçlama yaptıklarını düşündürttü. Fakat oyun metni elimde olmadığı için bundan emin olamadım.

Oyun anne, baba ve çocuktan oluşan üç kişilik bir aile, annenin işvereni ve ailenin evinde çalışan bir temizlikçi arasında geçen bir hikâyeyi konu alıyor. Anneyi Süreyya Güzel, babayı Rıfat Şungar, çocuğu Erce Kardaş, annenin işverenini Ushan Çakır, temizlikçiyi ise Damla Sönmez canlandırıyor. Her bir karakterin kendi içerisinde farklı bir anlatısı var. Misal annenin işvereni. Toplumun büyük bir kesiminden ve onların dertlerinden azade yaşayan bir enstalasyon sanatçısı. Bu azade olma hâli onu tüm aykırı ve aşırılıklarına rağmen diğer tüm karakterlerden daha gerçek yapıyor. Anne ve babanın gündelik hayat koşuşturmaları içerisinde çok daha fazla kazanıp çok daha fazla harcamak için kendilerini tükettiklerini bir tek o fark edip çekinmeden dile getirebiliyor. Bir gün ailenin evini ziyarete geldiğinde işe yeni başlayan temizlikçiyle tanışıyor. Ev halkının kendi temizliğini yapamıyor olması ve temizlikçinin kendi evini temizlemek için göstermediği eforu başka birinin evini temizleyip karşılığında bir ücret almak için göstermesi dikkatini çekiyor. Bu durumun sanatı için besleyici olacağını düşünüyor ve temizlikçiyi kendisiyle beraber çalışmak için ikna ediyor. Yine misal evin babası. Kendisi bir doktor. Uzak ülkelerdeki sağlık sorunlarını çözmek için hiç bilmediği yerlere gitmek istiyor. Oyun boyunca hem kendi içinde hem de eşiyle birlikte yaptığı tartışmalarda bunu gerçekten oradaki insanların sağlıklarını düşünerek mi yoksa bir ünvan, bir etiket için mi yapmak istediğini defaatle sorguluyor.

Oyunda belki de yaşananlardan en habersiz olan ve yalnızca çalışmak olan amacını gerçeklemeye çalışan karakter Damla Sönmez’in canlandırdığı temizlikçi. Onun üzerinden giderek oyunun dertleri hakkında pek çok fikir sahibi olmak mümkün. Aile bireylerinin birbirlerine söylemekte çekindikleri konuları özgürce ona anlatıyor olmaları, onun bir yabancı olmasının yanı sıra farklı bir sosyal sınıfa mensup olmasının kendilerine verdiği rahatlığı gösteriyor. Çünkü onu bir tehlike unsuru olarak görmüyorlar. Ona ne anlatırlarsa anlatsınlar, ne denli özellerini paylaşırlarsa paylaşsınlar o tek bir cevap veriyor. Ben temizlerim. Her şeyi, hepsini temizlerim.

Oyunun yazarı Marius von Mayenburg, evini taşıdığı gün kitaplığındaki kitaplarını taşıyanlara bakıp kendi entelektüel birikimini dahi kendi taşıyamadığından yola çıkarak bu oyunu yazmaya karar vermiş. Bu izleği takip ettiği oyunda bireyin neden çalıştığı, hayatı devam ettirebilmek için ne kadar çalışmanın gerektiği gibi sorulara birer cevap aramış. İnsanın tüm bunların peşinden koşarken bir parça plastik olma sürecine dikkat çekmek istemiş. Başak Özdoğan‘ın sahne tasarımıyla da bu arayış adeta görsel bir sancıya dönüşmüş. İçindekini dışarı atmak isteyen ama bunu yaparken izleyiciye kesinlikle hoşlarına gidecek, ilgilerini çekecek bir görüntü sunmayan bir sancıya. Aksine irite edici ve çoğu defalar keşke yapmasanız dedirten.

Ushan Çakır’ı daha önce birkaç TV dizisinde ve Talimhane Tiyatrosu’nun Göl Kıyısı oyununda izledim. Bu oyunda rolünün icab ettirdiği şekilde enerjik bir karakter olarak yer alıyor sahnede. Süreyya Güzel ve Rıfat Şungar birbirlerinin zıttı iki karakter olarak varlar sahnede. Biri ne kadar saldırgansa diğeri o kadar sakin. Bu güzel bir uyum ortaya koymuş. Oyunu izlemeden önce oyuncu kadrosuna üstünkörü bakmıştım. Rıfat Şungar’ı simasından önce sesinden tanıdım. Onur Ünlü’nün Beş Şehir filmindeki rolüyle ne kadar zihnimde yer etmişse oyundan çıktığımda dahi kulağımda aynı replik vardı. Belli, senin şiir falan okuduğun yok. Eğer şiir okusaydın bilirdin ki, aşık adam sınanmaz. Evin çocuğu rolündeki Erce Kardaş ergenliğe henüz giren gayet sevimsiz bir karakter olmuş. Son olarak ise Damla Sönmez. Çok güzel bir oyun çıkardı. Buna müteakip nazar boncuğu olarak oyunun final sahnesinde ufak bir tökezleme yaşadı. Tüm dikkatinin dağılmasına rağmen oyunu bitiren sahneyi tamamladı. Oyun düzenli olarak DasDas’da oynanıyor. Fakat orada meydan sahne olarak oynandığı için sanıyorum Moda Sahnesi’ndeki merdivenli yüksek sahne ilk konukluğun acemiliğine denk geldi. Umarım kendisinin de ciddi bir şeyi yoktur.

Özetle Hemzemin Tiyatro’nun Bi Parça Plastik’i izleyiciyi oyundan sonra kucağına birçok konu bırakmış şekilde evine gönderiyor. Bunların üzerine kafa yormak veya hiç düşünmeden hayatına devam etmek izleyicinin tasarrufuna bırakılıyor.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Marius von Mayenburg
Çeviren: Erce Kardaş
Yöneten: Sündüz Haşar
Sahne Tasarımı: Başak Özdoğan
Oynayanlar: Süreyya Güzel, Rıfat Şungar, Damla Sönmez, Erce Kardaş, Ushan Çakır
Süre: 1 saat 55 dakika (2 perde)