İzledim: Kızılırmak

Yaklaşık okuma süresi: 2 dk.

Oyun biletini oyun hakkında pek araştırma yapmadan aldığımdan nasıl bir oyunla karşılaşacağım konusunda pek fazla fikrim yoktu ama son zamanlarda izlediğim oyunlar arasında en beğendiklerimden oldu diyebilirim. Oyun konusu, birbiriyle evlenmek isteyen bir çoban ile ağa kızının başından geçen zorluklar olarak özetlenebilir. Oyun konusu sıradan gibi gözükse de sahne dekoru, kıyafetler ve oyuncuların da kabiliyetleri ile birleşince izlenmesi son derece keyifli bir oyun çıkmış ortaya.

Oyunda benim en çok dikkatimi çeken ayrıntılar çobanın sürüsündeki koyunları ve köpekleri canlandıran oyuncular oldu. Sahnede oyun farklı bir alanda oynansa bile oyun boyunca kendi rollerini hiç kesmediler. Bu da çoğu zaman oyunu izlerken gözümün sürekli onlardan birine takılmasına neden oldu. Oyunda benzer ayrıntılar o kadar fazla ki birine dikkat ederken diğerleri kaçırılabiliyor. O yüzden ne kadar izlenirse izlensin her seferinde farklı detaylar görülebileceğini düşünüyorum.

Müzikal havasında geçen oyunda, oyun boyunca sahne geçişlerinde, oyuncuların söylediği şarkılarda onlara eşlik eden bir müzisyen grubu da canlı olarak entrümanlarını çaldılar ve en az oyuncular kadar yoruldular. Bu da oyun üzerinde gerçekten çok fazla emek olduğunu gösteriyor. Ayrıca oyundaki neredeyse tüm ana karakterler kendi durumlarını oyunun gidişatına göre anlatan şarkılar söylediler. Bunlardan da en çok kara koyun rolünde oynayan Ezgi Bektaş’ın sesini ve tarzını beğendim.

Oyun Kızılırmak ismini ise oyunun finalindeki olayların Kızılırmak üzerinde gerçekleşmesinden alıyor. Oyunda karakterlerin özellikle koyunların rolleri bakış açılarına göre farklı şekillerde yorumlanacağı gibi günümüz yönetim şekilleri ve bu yönetim şekilleri ile yönetilen insanlar olarak düşünülebilir. Bu bakış açısıyla oyun izlendiğinde eminim ki oyun sıradan bir aşk hikayesinden daha anlamlı gelecektir.