İzledim: Ebedi Barış

Yaklaşık okuma süresi: 3 dk. Entropi Sahne‘nin Ebedi Barış oyununu önceki akşam Özgürlük Parkı Açık Hava Sahnesi‘nde izledim. Oyun davetiyesini yine Kozyatağı Kültür Merkezi gişesinden temin ettim. Unutmamak için buraya da yazmış olayım, sezon açılınca Kadıköy’deki Entropi Sahne’de bir oyun izlemek istiyorum. Yurdaer Okur‘un tek kişilik performansı Ran‘ı gözüme kestirdim.

Ebedi Barış, İspanyol yazar Juan Mayorga‘nın Immanuel Kant‘ın aynı isimli denemesinden yola çıkarak yazdığı bir oyunmuş. İkisi de maalesef şu anda çok uzak olduğum yazarlar. Ama bu oyun sayesinde ikisiyle de bir şekilde yollarım kesişmiş oldu, umarım devam ettirebilirim bu tanışıklığı. Ebedi Barış oyununda Baran GülerSerdar Yeğin ve Olgun Toker üç köpeği canlandırıyor. Bir kurumun anti terör timine katılabilmek için yarışan bu üç köpek diğerlerini eleyerek finale kalabilmeyi başarmış. Geçecekleri üç aşamalı sınavdan sonra ise hangisinin kazanacağı belli olacak. Bu nedenle aynı odada beraber kalsalar de aslında birer rakipler aynı zamanda.

Oyunun hemen başında birbirine dost gibi görünen üç köpek, aralarından yalnızca birini seçecek olan sınavların başlamasıyla birbirlerine gerçek niyetlerini belli etmeye başlıyorlar. Yalnız kaldıklarında birbirlerinin kuyularını kazmaları, iftiraları, yalanları, üstlerine yaranma çabaları, kazanmak için başvurdukları türlü düzenbazlıklar son sınav yaklaştıkça artıyor. Oyunun bu anlarında Nevzat Evrim Önal‘ın Sosyalizm Okulları‘nda Friedrich Engels‘dan alıntıladığı söz düştü aklıma. İnsanın içinde bulunduğu ahlaksız durumun tamamına ermiş hâli rekabettir. Üstlerinin kendilerini seçmekte kullandıkları yöntemlerin de kışkırtmasıyla birbirlerine hayati zararlar verecek raddeye gelen bu üç köpek oyun sonunda kazanmayı, sonucu ne olursa olsun yalnızca kazanmayı amaçlar hâle geliyor.

Son izlediğim ve beğendiğim oyunların ortak özellikleri sahne tasarımlarının çok yalın olması paydasında kesişiyor. Ebedi Barış’da yalın sahne tasarımı, oyuncuların performansları ve metninin kuvvetiyle birleşince iki saatlik bir seyre dönüştü. Festivalde bir önceki izlediğim 1000’de 1 Gece Diyalogları oyununun günlüğünde bahsettiğim hikâyeyi izleyiciye hissettirme mevzusuna çok güzel bir örnek oldu. Bu ve benzer festivallerde izleyicilerin genel bir kitlesi oluyor. Daha önce birçok defalar yaşadığım gibi beğenmedikleri -ki bu ekseriyetle kendilerini güldürmeyen oyunlar olur- oyunlara pek fazla şans tanımayıp, salondan çıkıp evlerinin yolunu tutuyorlar. Fakat mizahi yönünün çok fazla olmadığını göz önünde bulundurursak Ebedi Barış için -tek tük istisnalar hariç- böyle bir vaziyet olmadı. Sahnede anlatılan menfaat ilişkileri, rekabet ortamı, sistematik bir tek tipleştirme ve bir öğreti niteliğindeki daha birçok konu izleyicinin arasız iki saatten fazla bir süre boyunca koltuklarına çakılmasını sağladı.

Bir protestonun gerçekleşmesindense katliama dönüşmesi yeğdir.

Dişlerini yeterince gösterirsen ısırmana gerek kalmaz.

Bunlar oyunda köpeklere verilen eğitimlerden ve köpeklerin kendi aralarındaki diyaloglardan aklımda kalanlardan. Birebir olarak aynı kelimelerle olmayabilir belki ama etrafında şekillendiği fikir aynı.

Oyunda Rüçhan Çalışkur ve Burak Demir de oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Rüçhan Çalışkur’u sahnede daha fazla izlemek istedim açıkçası. Rolü gereği diğer oyuncuların arkasında kaldı biraz fakat sonundaki güçlü tiratlarıyla oyunun yüksek bir final yapmasını sağladı.

Özetle dolu bir oyundu. Bol diyaloglu, az süslü ve gerçekliği çok olan. Böyle güzel şeylere geç rastlıyorum, ona üzülüyorum.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Juan Mayorga
Çeviren: Canan Şahin
Yöneten: Yunus Emre Bozdoğan
Dekor ve Kostüm Tasarımı: Ali Cem Köroğlu
Oynayanlar: Rüçhan Çalışkur, Burak Demir, Serdar Yeğin, Olgun Toker, Baran Güler
Süre: 2 saat 10 dakika (tek perde)