İzledim: İntiharın Genel Provası

Yaklaşık okuma süresi: 6 dakika Maltepe Belediyesi, iki senedir Dünya Tiyatro Günü haftasında bir hafta süren ufak bir festival düzenliyor. Türkan Saylan Kültür Merkezi internet sitesi ve gişesinden dağıtılan davetiyelerle izleyiciler bu oyunlara katılım sağlayabiliyorlar. Geçtiğimiz sene ilk defa katıldığım festivalde Hayal Perdesi’nin Üç Kız Kardeş ve Tiyatro Evi’nin Ayrılık oyunlarını izlemiştim. Bu sene oyun programı açıklanınca ben de duyurarak hemen gözüme birkaç oyun kestirmiştim. Fakat yoğun izleyici katılımından dolayı izlemek istediğim yalnızca bir oyuna davetiye bulabildim. Tiyatroadam‘ın İntiharın Genel Provası oyununu 27 Mart Dünya Tiyatro Günü akşamı Türkan Saylan Kültür Merkezi Kardelen 1 salonunda izledim.

Sırp yazar Duşan Kovaçevic‘in kaleme aldığı oyunu Emrah Eren yönetmiş. Duşan Kovaçevic ismine Profesyonel oyunundan aşinayım. Emrah Eren’in ise izlediğim ilk oyunu. Kendisi Bir Baba Hamlet, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?, Yanlışlıklar Komedyası gibi etrafında dolandığım ama henüz izleyemediğim oyunların da yönetmeniymiş aynı zamanda.

İntiharın Genel Provası, biriken borçlarından kurtuluş yolu olarak gördüğü intiharı gerçekleştirmek üzere Tuna köprüsüne çıkan bir mimarın son defa kız arkadaşının sesini duymak için ona telefon ettiği bir sahneyle başlıyor. İntihar edeceği ayyuka çıkınca hem telefondaki kız arkadaşı, hem onun atlayacağı yere ağlarını henüz atmış bir balıkçı hem de o esnada köprünün altından içerisinde onlarca turist dolu gemisini geçirmekte olan bir kaptan, mimarı intihar fikrinden vazgeçirmek için çabalamaya başlıyorlar. Aslında mimarın intiharını önlemek onlar için ilk başlarda bireysel menfaatler içeriyor gibi görünse de özellikle oyunun ikinci perdesinin başından itibaren canhıraş bir şekilde verdikleri mücadelenin sebepleri çorap söküğü gibi ardı sıra izleyicinin önüne seriliyor. Oyunla ilgili söyleyebileceğim en net şey sanıyorum konusundaki düğümlerle ilgili. İlk perdede izleyicinin nedenini ve nasılını tam olarak anlayamadığı konular gayet ustaca birbirine düğümleniyor. Seyir esnasında bir ipucu mahiyetinde o düğümleri koparıp atacak bir şey arıyor izleyici. Belki bir diyalog esnasında ucu açık bir nokta veya oyuncuların dönüşümlü olarak oynadığı yan karakterlerden bir destek. Fakat karakterler bilerek ve isteyerek o düğümleri çözüp, boşlukta sallanan ipleri gözümüzün önüne getirmeden taşlar yerine oturmuyor.

Mimar rolünü Kadir Çermik, kız arkadaşını Selen Öztürk, balıkçıyı Fatih Koyunoğlu, kaptanı ise Erdem Akakçe canlandırıyor. Kadir Çermik ve Erdem Akakçe’nin kendi rolleri dışında canlandırdığı yan roller var. Özellikle Erdem Akakçe kaptan rolü dışında dört farklı karakteri daha oynuyor. Ve bu karakterler birbirinden ufak detaylarla ayrışan karakterler değil. Hepsinin kostümünden konuşmasına, vücut dilinden anatomik bozukluklarına kadar kendine has özellikleri var. Bu açıdan oyuncular arasında en çok fiziksel efor harcayan da yine kendisi. Balıkçı karakteri oyunda adeta bir tempo düzenleyici görevi görüyor. Oyunun mizahi yönünün artmasında da büyük bir pay sahibi olan karakter en dramatik sahnelerde dahi izleyicinin dikkatini bambaşka bir yere çekerek oyunu tekdüze bir akıştan ve tek bir türün sınırları içerisinde hapsetmekten kurtarıyor.

Ağlayan insanda umut vardır.

Oyunun sahne tasarımını Barış Dinçel yapmış. Oyun boyunca anlam veremediğim bir şekilde oyuncular sahne arkasında yer alan üç beyaz perdeyle muhatap oldular. Sahne geçişlerinde yerlerini değiştirdiler, kurulan bir ip düzeniyle aşağı yukarı hareket ettirdiler ama izleyici için değişen herhangi bir şey olmadı. Artık oyunun finalinde bu perdelerin bir şekilde kullanacağını düşünmeye başlamışken beyaz perde önünde başlayan oyun yine beyaz perde önünde bitti. Oyundan çıkıp eve geldikten sonra oyun fotoğraflarını incelerken gördüm ki meğer o beyaz perdelerin üstünde sahnelere göre değişen rengarenk tasarımlar varmış. Muhtemelen teknik bir imkânsızlık veya sorundan dolayı benimle birlikte o temsili izleyen yüzlerce kişi bunlardan mahrum kalarak oyundan daha fazla keyif alma şansını farkında olmada kaybetti. Geçtiğimiz sene aynı sahneyle ilgili bir ses sorununu Ayrılık oyunundan sonra yazmıştım. Özellikle geniş sahne tasarımına sahip oyunlarda sahne kenarlarındaki oyuncuların sesleri salondan duyulamıyor. Bu sorunların kimsenin gözünden kaçacağını düşünmüyorum ama ufak bir hatırlatma olarak ilk fırsatta kültür merkezine yazmayı düşünüyorum.

Oyundan ve salondan azade olarak yaşanan bir başka sorun da kronik telefon ile kayıt sorunu. Anonsla, ricayla çözülemediği gibi her geçen gün şiddeti daha da artıyor. Bu oyunda öyle bir hâl aldı ki bu kayıt mevzusu Kadir Çermik oyun devam ederken bir izleyiciyi ikaz etmek durumunda kaldı. İzleyicinin eylemini sürdürmesi üzerine ise aralarında ufak bir diyalog yaşandı. Bu sevimsiz konunun nasıl çözüleceğine dair net bir fikrim yok. Ama Ortaoyuncular’ın oyunlarından önce Ferhan Şensoy’un seslendirdiği anonsta olduğu gibi “lütfen” denilince kimse üstüne alınmıyor ve o telefonlar kapanmıyor. Bence bunun çözümü tiyatroların daha radikal önlemler almasıyla mümkün olabilecek gibi gözüküyor ileride. İzlediğim birkaç oyunda, oyun sürerken oyuncunun izleyicinin elindeki telefonu alıp kaydettiği görüntüleri sildiğine, ışık masasından doğrudan izleyicinin yüzüne ışık tutularak uyarıldığına, sahnede dolaşan bir görevlinin izleyicileri tek tek uyardığına şahit oldum. Bunlar elbette hoş şeyler değil ama akşamını o oyunu keyifle izlemeye ayırmış izleyicilerin ve o oyunu sahneye koyabilmek için aylarca çalışmış oyuncuların selameti için benzeri yöntemlere başvurmaktan başka çare gözükmüyor.

Her sezon sonunda, sezon içerisinde izlediğim oyunlar arasından bir en beğendiklerim listesi çıkarıyorum. İntiharın Genel Provası, oyunculuklarıyla, mizahıyla ve sözünü söylemekten sakınmadığı politik duruşuyla şimdiden o listeye ekleyeceğim oyunların arasında yerini aldı. Böyle güzel oyunlar izlediğimde o oyuna verdiğim her bir saniyenin dolu dolu geçtiğine ve yerine ikame edilecek daha mühim bir uğraşın olmadığını hissediyorum.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Duşan Kovaçevic
Çeviren: Bilge Emin
Yöneten: Emrah Eren
Sahne Tasarımı: Barış Dinçel
Oynayanlar: Selen Öztürk, Kadir Çermik, Fatih Koyunoğlu, Erdem Akakçe
Süre: 2 saat (2 perde)