İzledim: Kıyıya Oturmanın Böylesi

Yaklaşık okuma süresi: 3 dk. Merve Engin‘in tek kişilik performansı Kıyıya Oturmanın Böylesi‘ni geçtiğimiz akşam Özgürlük Parkı Açık Hava Sahnesi‘nde izledim. Şaşırtıcı bir şekilde festivalin diğer oyunlarına tezat olarak akşam 8’de Özgürlük Parkı içerisindeki gişede davetiye bulunabiliyordu oyuna. Festivalde bir önceki gün büyük bir izleyici katılımıyla Semaver Kumpanya’nın Cimri oyunu sahnelenmişti. Oyuna ilgi o kadar çoktu ki kapıda sıra olan onlarca insan salonun asgari izleyici sayısına ulaşmasından dolayı içeri alınamadı. Belediye çalışanlarının söylediği, kapıdaki sırayı gören veya sırada bulunan izleyicilerin festivale mesafeli yaklaşarak ertesi günkü oyuna ilgi göstermediği şeklinde. Bir nevi küsmüşler yani. O da Merve Engin’in oyununa denk gelmiş. Oyunun başlama saatine kadar salon doldu ve Merve Engin saat tam 9’da oyununa başladı. Esprili bir dille de Semaver Kumpanya’nın oyunu hakkında birkaç şey söyledi.

Oyunla birlikte yeni bir sahneleme türü öğrenmiş oldum, Commedia dell’Arte. Rönens dönemi İtalya’sında ortaya çıkan bu tür, genel kişisel özellikleri belirli karakterlerin, maske, kostüm ve türlü aksesuarlarla desteklenmesini içeriyormuş. Bu türdeki oyunların sahneleneceği alanların çok çeşitli olması nedeniyle orta oyunuyla benzerlikler taşıyormuş.

Merve Engin’i yine geçen seneki festivalde Köksal Engür ile beraber oynadığı Uşak, Kral ve Ötekiler oyunundan ve Gazete Müstehak‘taki yazılarından simaen ve fikren tanıyorum. Kıyıya Oturmanın Böylesi’yle ikinci defa sahnede izleme şansı buldum. İyi ki de buldum.

Kıyıya Oturmanın Böylesi bir Commedia dell’Arte örneği sunuyor izleyiciye. Fakat bunu bir ekiple beraber değil tek başına yapıyor. Sebebini de oyunun hemen başında çok güzel bir kurgu içerisinde anlatıyor. Oyun boyunca 11 farklı karakteri canlandırıyor. Anlattığı ise bir aşk hikâyesi. Babası ile beraber iş yapmak için İstanbul’a gelmeye çalışırken tutuldukları fırtınayla bilmedikleri bir adaya sürüklenen Lelio ve sevgilisini bulmak için yollara düşen Flaminia’nın hikâyesi.

Merve Engin yaklaşık bir buçuk saat süren oyunda izleyicilerle çok kereler diyaloğa giriyor. Oyunu hikâyesinin yanında izleyiciyle interaktif bir şekilde sürdürdüğü anlatıları oyunu daha eğlenceli kılıyor. Ne yapacağı bir an olsun belli olmuyor oyunda. Oyunun karakterlerini sahnede canlandırmak için dört dönerken bir anda sahneden inip izleyicilerin arasına karışabiliyor, oyun başındaki ikazlarına rağmen telefonunu kapatmayan izleyicilerin çalan telefonlarını açıyor, arayanlarla konuşuyor.

Merve Engin, Kıyıya Oturmanın Böylesi oyunuyla 6. senesi bitirmiş. Benim o akşam izlediğim oyunun 164. temsiliymiş. Böyle güzel bir oyunu bu zamana kadar ucundan köşesinden tiyatroya ilgi duyan, oyunları iyi takip ettiğini düşünen birisi olarak izlememiş olmam ayrı bir mevzu, sezon içerisindeki izleme listelerimi daha tafsilatlı çıkarmam için yeni bir neden.

Oyunda çok fazla dekor nesnesi yok. İki masa, bir merdiven ve türlü maskeler var. Herhangi bir ışık oyunu ve müzik de yok oyunda. Bir Merve Engin var, oyunda hepsinin gerekliliğini karşılıyor. Çok keyifli, çok eğlenceli bir oyun Kıyıya Oturmanın Böylesi. Ya da kısaltılmış haliyle Kıy Ot Böy. Hikâyeyle anlatıların, diyaloglarla doğaçlamaların birbirine karıştığı bir gülmece. İzleyene, izlemeyene tavsiyemdir, güzeldir.

OYUN KÜNYESİ
Yazanlar: Antonio Fava, Merve Engin
Yöneten: Antonio Fava
Oynayan: Merve Engin
Süre: 1 saat 20 dakika (tek perde)