İzledim: Taranta Babu

Yaklaşık okuma süresi: 4 dk. İki seneden fazla bir zaman oldu sanırım. Özgür Hanım‘la girişindeki koridoru boylu boyunca kaplayan bir sahaf olan Üsküdar Kapalı Çarşısı diye bir yere rast gelmiştik. O sahaftaki kitapları kurcalarken bulmuştuk Nâzım Hikmet‘in Adam Yayınları‘ndan çıkan, benimle yaşıt Benerci Kendini Niçin Öldürdü? kitabını. Taranta-Babu’ya Mektuplar metniyle tanışmam o kitaba dayanıyor. Ben okuduktan kısa bir süre sonra Oyun İşleri metni aynı adla tiyatro sahnesine taşıdı. O oyunu izleme fırsatım olmadı ama geçtiğimiz hafta Oyun Sandalı‘nın Cansu Fırıncı‘nın tek kişilik performansı olarak tasarladığı Taranta Babu oyununu Altkat Sanat’daki ilk oyunum olarak izledim.

Metni hatırlamak adına oyun günü kitabı yanıma aldım. Oyundan bir saat önce tiyatroda olacağımı öngördüğüm için biletimi alır, fuayede oyun saatini beklerken okurum diye düşündüm. Fakat gidince gördüm ki tiyatronun maalesef oturup vakit geçirmeye, bir şeyler okumaya elverişli bir fuaye alanı yok. Biletimi alıp, sahnenin kaçta açılacağını sorduktan sonra oyun öncesi planımı civardaki bir pastanede uygulamak üzere tiyatrodan ayrıldım.

Metin, İtalya’ya eğitim maksadıyla gelen Habeşistan’lı bir gencin kaldığı köhne otel odasında eşi Taranta-Babu’ya yazdığı mektupları konu alıyor. Gencin tutuklanmasından sonra odanın sahibi odayı başka birine kiraya veriyor. İsmi olmayan bu yeni kiracı ise tutuklanan gencin eşine yazdığı mektuplarına rastlıyor ve bunları bir şekilde yazara ulaştırıyor. Bu mektupları okuyan yazar Habeşistan’lı gencin gözlemlerinden faydalanarak İtalya’daki Mussolini dönemi faşizmine tüm detaylarıyla vâkıf oluyor.

Cansu Fırıncı’nın performansı bir palyaço metaforu ile başlayıp sürüyor oyun boyunca. Açıkçası sahneleme açısından bu görselliğe oyun boyunca adapte olamadım. Kendimi metne odaklamaya gayret gösterdim. Ekibin sahneleme tercihiyle amaçladığının izleyiciyi güldürmek olmadığı aşikar. Metin harikulade bir kurgu içerisinde oldukça sert ve politik yönü çok kuvvetli bir anlatı sunuyor. İçerdiği ahenkli şiirsel anlatımının yanında dönemin kültürel ve ekonomik gelişmelerine vurgu yapması, bunları istatistiksel verilerle destekleyerek ortaya bir faşizm bilançosu çıkarması metnin derinliğini arttırarak yazıyla yapılabileceklerin sınırlarını zorluyor. Fakat son zamanlarda izlediğim neredeyse tüm oyunlarda izleyicilerin genel profilinin gülmeye teşne bir hâli var. Belki insanların gülmeye ihtiyaç duyması gibi popüler sosyolojik bir sebepten belki de televizyon programlarında tiyatro adı altında izleyiciye yalnızca gülmelerini öğütleyen programların yayınlanıyor olmasından, bilemiyorum. Hâl böyle olunca metne verilen önem azalıyor, her boşlukta gülmeye yer aranıyor. Oyundaki birçok önemli replik gülmelerin arasında veya söyleyiş tercihlerinden dolayı oyuncunun ağzında kayboluyor. Taranta Babu’da da bu çok fazla oldu. Örneğin Taranta Babu’ya gönderilen altınca mektupta dost meclisinde sarhoş bir yazarın okuduğu Kör Olmak isimli bir şiir var. “Kör olmak ne iyi şeydir, ne güzeldir sevmek karanlığı.” dizeleriyle başlayan. Ben buradaki şiiri salondaki çok az kişinin anlayabildiğini düşünüyorum. Oyuncunun sarhoş tiplemesinin ağzında kaybolup gitti metnin içerisinde ayrı metinden azade ele alındığında ayrı bir anlamı olan bu güzel şiir.

(…)
Kör olmak ne iyi şeydir.
Körlerdir ki yalnız kendi yürekleriyle baş başa kalırlar.
Ne kimseye kendi gözlerinden verirler ne kimsenin gözlerinden alırlar.
Körlerdir ki yalnız kendi yürekleriyle baş başa kalırlar.

Ne güzeldir sevmek karanlığı.
Karanlık allah gibidir ve tek başınadır.
Karanlık ölüm gibidir.
Rengi yok, ahengi yok, dengi yoktur karanlığın.

Metinde toplam 13 mektup var. Mektupların oyundaki sıralamalarında yapılan çok ufak bir değişiklikle oyun çok daha yüksek bir final yapıyor. Bununla beraber beğendiğim bir başka nokta olarak metin sahneye uyarlanırken Mussolini’nin adının geçtiği bazı bölümler çıkarılmış. Bu sayede hem metnin hem de oyunda izleyiciye verilmek istenen alt metinlerin evrenselliği öne çıkarılarak izleyicinin metni çok daha kolay hazmetmesi sağlanmış. Mektupların okunması esnasında izleyicilerle girilen ufak etkileşimler de oyunu çok daha samimi bir hâle getirdi.

Sahneleme tercihleri yönünden ilgimi çekmeyen bir oyun oldu Oyun Sandalı’nın Taranta Babu’su. Fakat bu denli kuvvetli bir metnin sahne üzerindeki tezahürünü ve Cansu Fırıncı’nın tek kişilik performansını görmek için mutlaka izlenmesi gereken bir oyun olduğunu düşünüyorum. Oyun Sandalı oyunun selamlama kısmında KHK ile ihraç edildikleri işlerini geri almak için başladıkları açlık grevlerinin 95. gününde olup, 23 Mayıs’dan bu yana da tutuklu bulunan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça‘yı unutmadı, #NuriyeVeSemihYaşasın dedi.

(…)
Çok konuşuyor Taranta – Babu.
Çok korktuğu için çok konuşuyor!

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Nâzım Hikmet Ran
Yöneten: Harun Güzeloğlu
Kostüm Tasarımı: Nazan Ön
Oynayan: Cansu Fırıncı
Süre: 1 saat 30 dakika (tek perde)