İzledim: Bira Fabrikası

Yaklaşık okuma süresi: 6 dakika

Kadıköy’deki Moda Sahnesi’nin varlığından haberdardım fakat önceki akşama kadar orada oyun izleme fırsatım olmamıştı. Bir önceki günlükte bahsettiğim Parkta Güzel Bir Gün oyunu hakkında araştırma yaparken tekrar rastladım Moda Sahnesi’ne ve programını incelemeye başladım. Bu sezon içerisinde izleyiciler tarafından oldukça beğenilmiş Hamlet, Bütün Çılgınlar Sever Beni, Roberto Zucco gibi oyunların olduğu programda Bira Fabrikası oyununda karar kıldım bilet almak için.

Bira Fabrikası oyununun rollerini Onur Ünsal, Necip Memili, Melis Birkan ve Gürsu Gür paylaşıyor. Gürsu Gür dışındaki diğer oyunculara dizi ve filmlerden göz aşinalığım vardı.

Oyunda ülkede yaşanan bir iç savaştan sağ çıkmayı başaran Yüzbaşı Ölümü Sallamaz ve Onbaşı Asalak ele geçirdikleri bira fabrikasını tekrar çalışır hale getirerek zengi olup Las Vegas’a gitmenin hayalini kuruyorlar. Fakat askeri her türlü güce sahip olmalarına rağmen fabrikanın çalıştırılması ile ilgili bilgi sahibi olmadıkları için elleri kolları bağlanıyor. Ellerinde rehin bulunan eski bir fabrika çalışanı Scwanchen’i sorgulayarak sistemin işleyişi hakkında ondan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlar. Üstünde denedikleri çeşitli işkencelere rağmen fabrika ile ilgili ağzından tek kelime çıkmayan Scwanchen sonunda bir kadının adını veriyor, Beyaz Büyü. Yüzbaşı ve onbaşı bundan sonra Beyaz Büyü’den bilgi almanın peşine düşüyorlar.

Oyunun fotoğraflarına ilk baktığımda askeri üniformalar ve kan lekelerini görünce gerilim unsurları çok fazla olacak bir oyun izleyeceğimi düşünmüştüm. Konu olarak içerisinde bulundukları savaş ortamının yarattığı gergin havaya rağmen son zamanlarda en çok güldüğüm oyun oldu Bira Fabrikası. Özellikle Yüzbaşı Ölümü Sallamaz, nam-ı diğer El Comandante rolünde oynayan Necip Memili anlık değişen ruh halleri, Onbaşı Asalak rolünde oynayan Onur Ünsal ile olan diyalogları ve gölgelere yaptığı konuşmalar sırasında çok fazla güldüm.

Oyun ile ilgili hoşuma gitmeyen bir konu olarak yalnızca dekor tasarımını söyleyebilirim sanıyorum. Oyun arka fonunda düz beyaz perde ile oynandı. Diğer dekor elemanları da sade, gösterişsiz bir yapıdaydı. Bir oyunun izleyiciyi içerisine çekip, atmosferini yaşatıp, anlatılmak istenileni aktarması için elbette  gösterişli dekorlara her zaman ihtiyacı yoktur. Bira Fabrikası’nda da böyle oldu nitekim. Fakat yine de dekoru fazla yalın olan oyunlarda bir eksiklik hissediyorum.

Son söyleyeceklerim ise Moda Sahnesi ile ilgili. Moda Sahnesi içerisinde tiyatro salonu, sinema salonu ve kafe bulunduran oldukça büyük bir kültür mekanı. Bunların yanında zaman zaman konserlere ve gösterilere de ev sahipliği yapıyor. Yanlış hatırlamıyorsam bundan seneler önce yani ismi Moda Sahnesi değil de Moda Sineması iken gittiğimi hatırlıyorum. Fakat o zamanlardan hatırladığım halinin şimdiki ile neredeyse hiç ilgisi yok. Web sitesinden mekanın fotoğraflarına bakarken bu yüzden fazlaca şaşırmıştım. Fuayeleri ile kafesi ile salonları ile Moda Sahnesi, Tatbikat Sahnesi’nden sonra en beğendiğim vakit geçirilesi sahnelerden oldu. Bu sefer oyundan önce fuayede çok fazla vakit geçirmedim. Sezon bitmeden Hamlet oyununu izleme gibi bir planım var. Umarım o zaman Moda Sahnesi ile ilgili çok daha fazla şeyler yazabilirim.

moda_sahnesi_salon


Güncelleme: 27 Mayıs 2018

Geçtiğimiz ay Moda Sahnesi’nin Arıza (Blue-s Cat) oyununu izledikten sonra karar vermiştim Bira Fabrikası’nı yeniden izlemeye. Bira Fabrikası, Moda Sahnesi’nin benim izlediğim ilk oyunu. Bir nevi tanışma oyunu da denilebilir. Sonrasında geçen sürede Moda Sahnesi’nde hem kendi yapımları hem de konuk tiyatroların yapımları birçok oyunu izleme şansım oldu. Sezon sonlarında yaptığım ufak değerlendirme yazılarına da bakıldığında sezon içerisinde en çok oyun izlediğim sahnelerden birisine dönüştü Moda Sahnesi benim için. Hatta bu sezon için hazırladığım değerlendirmede de Baba Sahne ile beraber sezon içerisindeki tiyatro izleyiciliği serüvenime ev sahipliği yapan ilk iki sahneden birisi konumunda Moda Sahnesi.

Bira Fabrikası ve Arıza oyunlarının yazarı Koffi Kwahule. Arıza oyununu izledikten sonra Bira Fabrikası oyununun bir izleyici olarak hakkını vermediğimi düşünmeye başlamıştım. Kaçırdığım, o zamanki bakışımla fark edemediğim birçok detay olduğunu düşünüyordum. O yüzden çok fazla arayı açmadan programdaki ilk yer bulabildiğim oyuna biletimi aldım.

Oyunla ilgili ilk söyleyeceğim şey oyunun hemen başındaki barkovizyon gösterisi hakkında. Bu gösterideki politika ve savaş temalı fotoğraflar adeta izleyiciyi az sonra göreceği oyuna ısındırıyor. Anladığım kadarıyla bu görsellere zaman zaman güncel olaylardan eklemeler de yapılıyor. Bu sayede dönem fark etmeksizin oyunun derdi hakkında izleyici fikir sahibi yapılıyor.

Bu temsilde Necip Memilli’yi yine çok beğendim. Bir yıkım insanının hâletiruhiyesini konuşmalarıyla ve eylemleriyle çok net bir şekilde yansıtıyor. İttifak kurduğu hiç kimseye güvenmemesi, kitlelere seslenirken sergilediği belagatinin ne denli oyunlu olması ve istediğini yaptırmaya çabalarken takındığı tehditkâr tavır ortaya koyduğu profille birebir örtüşüyor. Onur Ünsal ve Gürsu Gür ile olan diyalogları oyunun mizahi yönünü sırtlıyor. Kör kör parmağım gözüne üslubundan uzak bir şekilde yapılan göndermeleri çok beğeniyorum. Bira Fabrikası’nda bunlara tam dozunda başvuruluyor. Melis Birkan’ı ise farklı bir oyunda daha izlemek istiyorum. Bira Fabrikası’nda oynadığı Beyaz Büyü rolüne bir türlü ısınamadım. Ne olduğunu anlayamadığım bir şekilde eksiklik hissediyorum izlerken. Belki de tamamen oynadığı rolle ilgili, bilmiyorum. Bu peşin hükümden kurtarmak için kendimi umarım farklı bir oyunda izleyebilirim.

Oldukça sert ve gerçek bir oyun Bira Fabrikası. Savaşın kimlerin elinde bir oyuna dönüştüğü, bu oyunun kazananları ve bu kazanma yolunda ortaya koyulan eylemlerin iç yüzüyle izleyiciyi rahatsız ediyor. Kullandığı mizahi dille de savaş gibi bir olguyu işlerken izleyicinin sahnede olup bitenleri kanı donmadan, arasına mizahla ördüğü bir duvar koyarak takip edebilmesini sağlıyor.

Şükür ki bizim de artık insanların gözüne sokacak yaralarımız var. Çünkü bu insanlık birine acımadan sevemez.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Koffi Kwahule
Çeviren: Ezgi Coşkun
Yöneten: Kemal Aydoğan
Yönetmen Asistanları: Ferhat Asniya, Ahsen Özercan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Müzik: DANdadaDAN
Oyuncular: Onur Ünsal, Necip Memili, Melis Birkan, Gürsu Gür