İzledim: Elektra

Yaklaşık okuma süresi: 5 dakika İstanbul Devlet Tiyatrosu‘nun Elektra‘sı benim için bu sezonun altıncı oyunu oldu. Kozyatağı Kültür Merkezi içerisindeki Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi‘nde izledim. Oldukça kötü planladığım ekim ve kasım ayı programından dolayı yaklaşık bir aydır oyun izlemiyordum. Radyum Kızları‘ndan sonra Elektra ile sakin başladığım sezona devam ettim.

Elektra, Sophokles‘in bugünlere ulaşabilen yedi tragedyasından bir tanesi. Konusu itibarıyla, annesi Klytaimestra‘nın babası Agamemnon‘u öldürmesi üzerine intikam arzusuyla kinlenen Elektra, annesinin yeni eşi Aigisthos ile beraber yönettiği kentte esir hayatı yaşamaktadır. Taşkın davranışlarından dolayı her daim gözetim altında tutulan Elektra’nın tek umudu sürgün olan kardeşi Orestes‘in bir şekilde kente geri dönerek babasının intikamını almak için kendisine yardım etmesidir.

Hem uzun diyaloglar üzerine kurulu bir metin olmasından hem de koro gibi günümüz tiyatro izleyicisinin sahnede görmeye pek alışık olmadığı unsurlar içermesinden ötürü nasıl sahneleneceği konusunda tereddütlerim vardı. Oyunu izledikten sonra vardığım kanı, Elektra’nın metninin gücüyle izleyicisine meramını anlatan bir oyun olduğu yönünde. Şatafatsız, düz beyaz bir dekor üzerinde, dönem kıyafetleriyle oynanıyor Elektra. Sahne üzerindeki hareketli birkaç platform kimi mühim replikleri aktarmak ve karakterler arasındaki hiyerarşiyi vurgulamak amacıyla kullanılıyor. Ufak ışık oyunlarıyla da sahnedeki ölüm, hüzün gibi temalar izleyiciye aksettiriliyor.

İnsanlar için basiretli ve ölçülü bir karakter, en büyük kârdır inan.
Koro

Oyun Işıl Kasapoğlu yönetmenliğinde sahneleniyor. Daha önce Bülent Emin Yarar‘ın tek kişilik Hamlet‘inde de birkaç karakteri kukla olarak oynatan Işıl Kasapoğlu’nun kuklara özel bir ilgisi olabileceğinden dem vuran bir cümle kurmak üzereyken bir meraka kapıldım. Işıl Kasapoğlu’nun kurucusu olduğu Semaver Kumpanya tiyatro atölyelerinin yanı sıra bir süredir kukla atölyeleri de düzenliyor. Noktaları birleştirerek yaptığım küçük bir taramayla Işıl Kasapoğlu’nun kariyerine kuklayla başladığını ve onun izinden giden Semaver Kumpanya’nın da bu amaçla kukla atölyeleri düzenlediğini öğrendim ve taşlar bir anda yerine oturdu. Elektra’da da Elektra ve kız kardeşi Khrysothemis arasında geçen kısa bir sahnede kukla oyununa başvurmuş Kasapoğlu. Bu sayede hasretle, ölümle, intikam hırsıyla hercümerç olmuş izleyici dimağlarına minik tebessümle nefes aldırmış.

Ben oyunu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan çıkan Azra Erhat çevirisinden okudum. Fakat sahnelenen çeviri Zeynep Avcı‘ya ait. Bu nedenle oluşan ufak farklılıkların yanında en çok dikkatimi çeken koroda yer alan karakterlerin dili oldu. Erhat’ın çevirisinde daha üstten bir dil kullanan ve otoriter gözüken karakterler, Avcı’nın çevirisinde daha yumuşak geldi kulağıma.

Oyunun müziklerini ve şarkılarını Kontrtenor Nuri Harun Ateş sahnede canlı olarak yapıyor. Oyundan sonra ilk defa bir kontrtenor dinlemenin heyecanıyla 2015 yılında çıkardığı Kafası Karışık Kontrtenor albümünden birkaç şarkı dinledim. Dinlediklerim pek bana hitap etmese de oyunun atmosferine kattığı değer muazzamdı.

Ölmem bir nimettir, yaşamamsa yük! Hiç yaşama arzum kalmadı artık.
Elektra

Oyunculardan Elektra rolündeki Özlem Öçalmaz haricinde dikkatimi çeken bir isim olmadı. Elektra’nın içinde olduğu umarsız vaziyeti ve sonrasındaki vuslat sevincini bakışlarından dahi yansıttı izleyiciye. Fakat o ne kadar iyiyse Orestes rolünü oynayan Emre Yetim bir o kadar sönük kaldı sahnede. Özellikle Elektra ile seneler sonra kavuştukları sahnede beklentim çok yüksekti. Ama karşılıklı sahnelerinin ekseriyetinde olduğu gibi o sahneyi de Özlem Öçalmaz’ın kişisel gayretleri sürükleyici kıldı. Kurum içinde veya dışında Öçalmaz’ın farklı bir oyunu var mı bilmiyorum ama bu oyundaki oyunculuğuyla kimi yönetmenlerin dikkatini cezbedeceği aşikar. Yeniden izlemeyi ben de çok isterim.

Yukarıda da saydığım ölüm, intikam, hırs, hasret, vuslat gibi tüm temalar oyunun nihai derdine hizmet ediyor. Oyunun aslında yegâne konusu, kibir. Bu kısmı doğrudan metinden, Elektra’nın annesi Klytaimestra’ya söylediklerinden alıntılayacağım.

(…) Babam bir gün tanrıçanın korusunda dolaşırken, ayak sesiyle benekli, boynuzlu bir geyiği kaldırmış ve hayvanı boğarken ağzından azametli birkaç söz kaçırmış. Buna öfkelenen Leto’nun kızı da geyiğin bedeli olarak, babamın kendi kızını kurban etmesi…

Bütün hikâye burada başlıyor aslında. Kendi kızını kurban etmek zorunda kalıyor Agamemnon. Kızının ölümüyle öfkelenen Klytaimestra, Aigisthos ile beraber plan yaparak eşi Agamemnon’u öldürüyor ve kentin yönetimini ele alıyor. Bir tehlike olarak görülen oğlu Orestes de sürgüne gönderiliyor. Fakat sürgündeyken babasını öldüren annesine karşı beslediği intikam hırsı giderek büyüyor Orestes’in. Nihayetinde kente yeniden gelmenin bir yolunu buluyor.

Kısaca özetleyecek olursam İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Elektra’sı metninden aldığı yadsınamaz güçle sahneleniyor. Özlem Öçalmaz’ın Elektra rolü haricinde fevkalade oyunculuk performansları vadetmiyor. Sahne tasarımı ve müzikleriyle, özellikle Devlet Tiyatroları oyunlarında alışılagelmiş kalıpları yıkarken kostüm tasarımlarıyla geleneksel bir yoldan gidiyor.

Oyunla ilgili ufak taramalar yaparken 2008 senesinde, Ege Üniversitesi’nde Devrim Demir Yeşilpınar tarafından yazılan bir yüksek lisans tezine rastladım. İsmi, Tarihsel Sapmaları Döndüren Genç Kuşak için Referans Genç Kadın: Elektra – Edebiyatta, Sinemada, Müzikte, Elektra Öyküsünü Konu Alan Çalışmalar. Oyunun bana açtığı yolda bir sonraki durağım orası olacak. Şimdilik bu kadar.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Sophokles
Çeviren: Zeynep Avcı
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Sahne Tasarımı: Hakan Dündar
Kostüm Tasarımı: Nalan Alaylı
Oynayanlar: Fikret Urucu, Özlem Öçalmaz, Emre Yetim, Ayşe Özköylü, Can Albayrak, Yasemin Taş, Sibel Ferlibel, Ece Akeren, Simge Ayvazoğlu, Meryem Asil, Çiğdem Demirci, Ceylan Batı
Kontrtenor: Nuri Harun Ateş
Süre: 1 saat 45 dakika (Tek perde)