İzledim: Gidion’un Düğümü

Yaklaşık okuma süresi: 5 dk.2015’in mart ayından ve 2016’nın şubat ayına kadar Tatbikat Sahnesi‘nin Bir Delinin Hatıra Defteri, Antabus, Mezarsız Ölüler ve Ceza Külliyesi oyunlarını Beşiktaş’taki Tatbikat Sahnesi İstanbul‘da izlemiştim. Melodi Pasajı içerisinde yer alan samimi bir sahneydi. Fakat orada izlediğim son oyundan kısa bir süre sonra Tatbikat Sahnesi İstanbul kapandı, Tatbikat Sahnesi oyunlarını Maslak’taki UNIQ Hall‘de oynamaya başladı. Benim de o tarihten itibaren Tatbikat Sahnesi oyunlarıyla yolum bir daha kesişmedi. Bunun birkaç nedeni var. En önemlisi bir oyun akşamının benim üstümde yekûn olarak bıraktığı his. Kişisel olarak alışveriş merkezi gibi büyük yapılar içerisinde yer alan sahnelerde oyun izlemeyi tercih etmiyorum. Zaman zaman çok merak ettiğim oyunlar için başka şansım olmadığından izliyor olsam da olabildiğince direnmeye çalışıyorum. Mümkün mertebe kapısı sokağa açılan tiyatrolar (Beyoğlu Sineması‘nın çok beğendiğim “kapısı sokağa açılan sinema” sloganına ithafen.) önceliğim oluyor. Aksi durumlarda oyundan alacağım keyfi baltalayacak, beni oyunla baş başa kalmaktan alıkoyacak yoğun ve karmaşık yapıların içerisinde geçirdiğim tiyatro akşamlarından keyif almıyorum. O yüzden UNIQ Hall gibi yapıların içerisinde yer alan tiyatro sahnelerine pek yolum düşmüyor. Turne yolu gözlüyorum.

Gidion’un Düğümü geçtiğimiz Nisan ayında ilk temsilini yapan ve Erdal Beşikçioğlu yönetmenliğinde sahneye koyulan bir oyun. Baba Sahne‘ye üst üste iki akşam konuk olacağını öğrendiğim gibi ilk akşam için biletimi alıp oyun gününü beklemeye başladım merakla. Çağdaş Amerikalı yazar Johnna Adams‘ın kaleme aldığı oyun, intihar eden bir ilkokul öğrencisinin kişisel hikâyesi üzerinden yumruk gibi bir eğitim sistemi eleştirisi yapıyor.

Oyunu konusu oğlunu çok kısa bir süre önce kaybetmiş bir anne ile oğlunun öğretmenin bir nevi yüzleşmesi olarak nitelendirilebilir sanıyorum. Oğlunun intiharının arkasındaki nedenleri, onu bu kararı almaya sürükleyen olayları açığa çıkarmak için âdeta dedektif titizliğinde çalışan bir anne görüyoruz sahnede. Fakat dedektiflerin genel imajının aksine üzüntüden bitap düşmüş, belki günlerdir uyuyamamanın açığa çıkmaya başlayan etkileriyle zaman zaman mantıktan uzaklaşarak soğukkanlılığını kaybeden bir anne. Ruh hâllerinde yaşanan çok sık ve ani değişimler, akabinde bunların öğretmenin üzerindeki tezahürleri oyunu eleştirel konusunun yanısıra bir psikolojik gerilim kategorisine de sokuyor.

Oyunda anne rolünü Elvin Beşikçioğlu, öğretmen rolünü ise Selin Tekman canlandırıyor. Selin Tekman’ı sahnede ilk izleyişim. Elvin Beşikçioğlu’nu ise daha önce Mezarsız Ölüler oyununda izleme şansım olmuştu. Ve birkaç televizyon dizisinde. Gidion’un Düğümü’nde de tıpkı diğer yapımlarda olduğu gibi muazzam bir oyunculuk sergiliyor yaklaşık bir buçuk saat boyunca. Sürekli sahnede kalarak, her ânını dolu dolu geçirerek. Özellikle ani ruh hâli değişimlerini beden dili ve sesini etkileyici bir uyum içerisinde kullanarak izleyiciyi de oyunun içerisine dahil ediyor. Koca bir salonu bir ilkokul sınıfı havasına bürüyor. O anda o öğretmenin yerinde olmadığımı düşünerek rahat birkaç nefes almadım dersem yalan olur. Oyundan önce Selin Tekman’ın performansıyla ilgili olarak acımaz denilebilecek sertlikte birkaç yorum okumuştum. Oyunu izledikten ve üstünden epeyce bir zaman geçirerek oyunu sindirdikten sonra bu yorumlara pek katılmadığımı söyleyebilirim. Bazı oyunlarda böyle oluyor. Hem oyunun konusu itibarıyla hem de aynı sahneyi paylaştığı diğer oyuncuların varlığı sebebiyle bazı performanslar içeriklerinden azade olarak gölgede kalabiliyor. Selin Tekman’ınki de buna bir örnek bence. Dramatik olarak yaşadığı açmazların şiddeti bana kalırsa anneninkinden çok daha yoğun görülüyor öğretmende. Çünkü anne oyun başından beri aynı düşünce yapısındayken öğretmen sınırları keskin bir şekilde belli olmamak kaydıyla ve farklı başka unsurların da etkisiyle bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm hissini çok yoğun bir şekilde hissettirdi Selin Tekman bana. Elvin Beşikçioğlu ile birlikte tüm salona gerçekliğinden bir an olsun şüphe ettirmeden zor bir oyun oynadılar.

Oyun 360 derece dönen bir platform üzerinde oynanıyor. Platformun sahneye yerleşimini ve oyunun hemen başında müzikle eş zamanlı olarak kullanılmasını heyecan verici bulsam da sonraki sahnelerde fikrim çok çabuk değişti. Arka sıralardan ne kadar duyuldu bilmiyorum ama platform dönmeye başlamadan birkaç saniye önce gürültü denilebilecek düzeyde rahatsız edici bir ses çıkarmaya başlıyor. Bu hem seyir esnasında dikkatin dağılmasına hem de birazdan oynanacak sahnenin etkisini kaybetmesine sebebiyet veriyor. Bilmiyorum, belki yalnızca oyunun açılışında ve finalinde müzik eşliğinde kullanılsa çok daha etkili olabilirdi. Bu haliyle sevimsiz bir rutin ve oyun hakkında aklımda kalan tek olumsuz şey olarak kaldı.

Umarım Tatbikat Sahnesi diğer oyunlarıyla Baba Sahne’ye konuk olmaya devam eder. Bu günlüğü böyle bir temenni ile bitirmiş olayım.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Johnna Adams
Çeviren: Buğra Kocatepe
Yöneten: Erdal Beşikçioğlu
Oynayanlar: Elvin Beşikçioğlu, Selin Tekman
Süre: 1 saat 10 dakika (tek perde)