İzledim: Karıncalar – Bir Savaş Vardı

Yaklaşık okuma süresi: 5 dk. Boris Vian‘ın Karıncalar öyküsü ve John Steinbeck‘in Bir Savaş Vardı isimli romanından uyarlanan oyunu geçtiğimiz ay sonunda Kadıköy Haldun Taner Sahnesi‘nde izledim. Gökhan Aktemur‘un uyarlamasını yaptığı, Ergün Üğlü‘nün yönettiği oyunun tek kişilik oyuncu kadrosunu ise Mert Turak oluşturuyor.

Oyun, sıcak savaş ortamında görev yapan isimsiz bir askerin tuttuğu günlüklerden yola çıkarak hikayesini izleyiciyle paylaşıyor. Oyunu izlediğim sıralarda Selçuk Baran‘ın Bir Solgun Adam romanını okuyordum. Güzel bir tesadüf olarak o romandaki anlatının da büyük bir bölümü ana karakterin tuttuğu günlükler üzerinden sürüyordu. Bu sayede günlük anlatılarının, özellikle merkezinde tek karakterin olduğu hikayelerde okuyucu veya izleyici olarak üzerimde çok daha fazla etki bıraktığını fark ettim. Sanıyorum karakterin hikayesine birinci ağızdan ortak olmanın, bir tanrısal anlatıcının gördüğü çerçeveden hikayeye dahil olmaktan daha samimi gelmesinden dolayı.

Oyunun oyuncu kadrosu tek kişilik fakat elbette ki tek bir karakter karşılamıyor bizi sahnede. Karakterimiz yakın arkadaşları Azman ve Çapkın ile savaş atmosferinde bulabildikleri her boşlukta limanda denizi ve vapurları izleyerek içerisinde savaş olmayan hayaller kurarken buluyorlar kendilerini. Ve Jakyln. Günlüklerin yazıldığı kadın. Bütün hikaye ona anlatılıyor aslında.

İlk başlarda amacını bilmediği savaşın içerisinde yer alırken bir an önce bitmesini ve Jakyln’ine kavuşmayı ümit eden karakterimiz bir zaman sonra tüm bu anlamsızlığa dayanamayarak firar ediyor. Özgürlüğü  ve özlemini duyduğu Jakyln’e kavuşmak için firar ederken düşman topraklarında bastığı bir mayına tutsak ediyor kendini. Ne ölebiliyor olduğu yerde ne de ayağını kaldırıp bastığı mayından koşabiliyor hayalini kurduklarına.

Oyunun en önemli sahnelerinden birisi şüphesiz firar sahnesi. Daha doğrusu askerin firar etmeye karar verdiği sahne. Çünkü oyunun hemen başında Jaklyn’e yazdığı mektuplarda bulunduğu ortamı, yaşadıklarını anlatan asker daha sonraları neden bunların içerisinde olduğunu, verdiği savaşın neleri değiştirebileceğini sorgulamaya başlıyor. Olağan olarak bunların sonucunda diğer askerlerden farklı bir eylem içerisine girmesi kaçınılmaz oluyor. En azından bireysel kurtuluşu için.

Daha önceki birkaç keyifsiz deneyimimden ötürü tek kişilik oyunlara biraz mesafeli duruyordum. Fakat bu sezon Tiyatro Sergüzeşt’in Çika‘sı ile birlikte Karıncalar – Bir Savaş Vardı oyununu da çok beğendim. Mert Turak yaklaşık 80 dakika boyunca sahnede kalıyor. Oyunun dekoru benzer konuların işlendiği oyunlara göre oldukça yalın sayılabilir. Fakat ses efektleri ve ışık oyunları ile yaratılan savaş atmosferi oyunu görsel olarak da doyurucu bir hale getirmiş. Karıncalar – Bir Savaş Vardı oyunundan bir hafta sonra Devlet Tiyatroları‘nda Coriolanus oyununu izledim. Kalabalık bir ekiple daha göz alıcı ses – ışık efektleri ile sahnelenen oyunu izledikten sonra bir hikaye anlatmanın, izleyiciye bir duyguyu hissettirmenin süssüz, gayet yalın bir şekilde de yapılabileceğini tekrar görmüş oldum. Vurucu bir diyalog ya da belki tam zamanında verilen bir es, barkovizyonlardan sahneye aktarılan savaş görüntülerinin ve kilolarca ağırlıktaki kostümlerin anlatamadığını anlatabiliyor.

Oyundan birkaç alıntı ile günlüğün oyun özelindeki kısmını bitirmiş olayım.

Anladığım şu ki bu umutlu bir savaş değil. Herkes biliyor ki düşmanı yok etmekle bu savaş kazanılmış olmayacak.

Artık ne şaka ne oyun ne müzik. Sürekli sessizlik. Savaştaki en korkunç anı yaşıyoruz sanırım. Sessizlik…

Lacivert ve sarı çizgili bir kravat alabilmek için her şeyin bir an önce bitmesini öyle çok isterdim ki.

Neden Atıldık?

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bu sezon çok fazla yeni yapım var. Sezon başından bu yana birçoğunu izleme fırsatı bulabildim. Henüz izleyemeyip sezon sonuna kadar izlemek için gözüme kestirdiklerim de var. Fakat bunların bir kısmının geçtiğimiz senelerde sahnelenen bazı oyunların oyuncu ihraçlarından dolayı repertuardan kaldırılması sonucu ortaya çıkan boşluğu doldurmak amacıyla apar topar hazırlandıklarını tahmin etmek keyfimi kaçırıyor. Ay Işığında Şamata oyunu örneğin. Geçtiğimiz Mayıs ayında prömiyerini yapan oyun, oyuncu kadrosundaki Arda Aydın’ın ihracından sonra repertuardan yok oldu ve yeni sezon programında yer almadı. Neyse ki yapılan bu yanlışların bir kısmından geri dönüldü ve Arda Aydın, Sevinç Erbulak, İrem Arslan’ın da içerisinde olduğu oyuncular görevlerine iade edildi. Böylece bazı oyunlar yeniden sahnelenmeye başladı. Pervin Bağdat, Cem Baza ve Irmak Örnek gibi isimler ise haksız nedenlerle ihraç edilmelerine karşı açtıkları davaları kazandıkları halde henüz görevlerine geri alınmadılar.

Umarım en kısa sürede hepsin görevlerine iade edilir ve bir daha Neden Atıldık? gibi sorular sormak zorunda kalmazlar.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Boris Vian – John Steinbeck
Çeviren: Işıl Yüce – Ülkü Tamer
Yöneten: Ergün Üğlü
Uyarlayan: Gökhan Aktemur
Sahne – Kostüm Tasarımı: Eylül Gürcan
Işık Tasarımı: Mahmut Özdemir
Oynayan: Mert Turak