İzledim: Yaşamaya Dair – Bursa Cezaevi’nden Mektuplar

Yaklaşık okuma süresi: 4 dk.

Hasretinden Prangalar Eskittim oyununu izleyip, beğendikten sonra Yaşamaya Dair oyununu beklemeye başlamıştım. Oyun akşamı yine oyun saatinden epey önce açıkhava sahnesi önündeki sırada beklemeye başladım. Sırada beklerken hem saate hem de sıranın uzunluğuna bakınca o güne kadar festivalin en fazla katılım gösterilen oyunu olan Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nun Babam 9  Doğurdu’sundan daha kalabalık bir izleyici kitlesi olduğunu farkettim.

Açıkhava sahnesinin kapıları açıldıktan sonra bütün izleyiciler koltukları doldurmaya başladı. Koltuklar tamamen doldu fakat sahne alanına giren izleyicilerin ardı arkası kesilmiyordu. Koltuklardan sonra merdivenler de dolmaya başladı. Daha sonra yanlarında taşınabilir sandalyeleri ile gelen izleyiciler boş buldukları koltuk önlerine sandalyelerini kurup, oturmaya başladılar. Daha sonra içeri gelen izleyiciler bu taşınabilir sandalyelilerden kalan boş alanlara gazete sererek üstüne oturmaya başladılar. Son olarak sahne alanına giren izleyiciler ise orta bölümde bulunan koltukların arkasındaki boş alana gazete sererek oturdular, sahnenin en ufak bir noktasını göremeyeceklerini bile bile, yalnızca oyunu dinlemeye razı olarak. Tüm seyirciler alana yerleşip, oyunun başlaması beklenirken sahne alanında adım atacak dahi yer yoktu. 1500 kişilik salondaki izleyici sayısı sanırım o anlarda çok rahat bir şekilde 2000’i bulmuştur.

Oyun Genco Erkal’ın Nazım Hikmet’in şiirlerini okuması ile başladı. Oyunda Nazım Hikmet rolünü Genco Erkal, Nazım Hikmet’in eşi Piraye rolünü ise Tülay Günal canlandırdı. Genco Erkal, Nazım Hikmet şiirlerini okurken bir cezeevi koğuşu ve bahçesi şeklinde tasarlanan sahnede neredeyse her alanı kullandı. Tülay Günal ise Nazım’dan Piraye’ye gelen mektupları okuduktan sonra bestelenmiş Nazım Hikmet şiirlerini bir piyano ve bir viyolonsel eşliğinde seslendirdi. Özellikle müzik ile Tülay Günal’ın sesi birleşince dinlemesi oldukça keyifli anlar yaşandı. Oyun bu şekilde Nazım ve Piraye’nin konuşmaları ile devam etti.

Oyun verilen her kısa aralıkta izleyiciden çokça alkış aldı. Aslında oyunu alkışlamak isteyen izleyiciler de alkışı çok fazla sürdüremediler. Çünkü oyun alkışlar arasında yeniden başladığında hiçbir izleyici oyundan bir sahne dahi kaçırmak istemiyordu. Tek perde olarak sahnelenen oyun yaklaşık 75 dakika sürdü ve sonunda bugüne kadar izlediğim oyunlar arasında duyduğum en yoğun alkışı ve ilgiyi gördü.

Dostlar Tiyatrosu’nun sahnelediği Yaşamaya Dair, şiirle ilgisi olan olmayan herkesin izlemesini tavsiye edebileceğim bir oyun. Yaşamaya Dair oyunu sezon boyunca Ali Paşa Hanı içerisinde açıkhava sahnesinde izleyici ile buluşuyor.


Güncelleme: 19 Ağustos 2017

Üç sene olmuş Genco Erkal‘ı sahnede ilk defa izleyeli. Yaşıma kıyasla bakınca epey geç bir süre kendisiyle tanışmak için. Geçen zaman içerisinde oyunlarının sıkı takipçisi olmaya çabalayarak bu geç tanışmayı telafi etmeye çalıştım ve hala çalışıyorum. Üç sene önceki festivalde, Özgürlük Parkı Açık Hava Sahnesi’nde Yaşamaya Dair oyunuyla izlemiştim Genco Erkal ve Tülay Günal‘ı. Bu günlüğün ilk yazıldığı zamanlar yani. Dün akşam aynı sahnede, aynı oyunu yeniden izledim. Oyunun sahne tasarımındaki ufak sadeleştirmeleri bırakırsak bir tarafa gönül yine o gönül, kafa yine o kafa.

Genco Erkal hafızamdaki soyut bir ismin ete kemiğe bürünmesini sağladı. Enver Aysever bir söyleşisinde söylüyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bizim nesil için Nâzım Hikmet demek Genco Erkal demektir diye. Kendisiyle nesildaş olmasam da dün akşam sahnede Genco Erkal’ı izlerken bu dünyadan Nâzım Hikmet diye birinin göçtüğünü unuttum, en azından bir buçuk saat için. Çünkü canlı kanlı karşımızdaydı. Cezaevinden eşine mektuplar yazıyor, hasretlerini anlatıyor, dünya ağrılarını dile getiriyordu. Tülay Günal’ın muazzam sesiyle harika bir uyum içerisinde sürdü oyun. Kolay kolay unutamayacağım bir anı biriktirdim yine.

Dostların arasındayız, güneşin sofrasındayız.