İzledim: Joko’nun Doğum Günü

Yaklaşık okuma süresi: 4 dk. Sezonda birçok kereler farklı sahnelerin programlarında gördüğüm bir oyundu Yolcu Tiyatro’nun Joko’nun Doğum Günü oyunu. Dün akşam Özgür Hanım‘la birlikte Özgürlük Parkı Açık Hava Sahnesi‘nde izleme fırsatı bulduk.

Oyun Fransız yazar Roland Topor tarafından ilk olarak roman olarak yazılmış ve yayınlanmış. Daha sonra bir tiyatro metni olarak düzenlenerek sahneye uyarlanmış. Yine çok uzak olduğum bir yazar. Bu seneki festivalde tanışma şansı bulduğum benim için yeni yazarlardan bir tanesi. Topor, Joko’nun Doğum Günü oyununda ezen ve ezilen arasındaki ilişkiyi bir işçi ve patron ilişkisine indirgeyerek aslında hepimizin başını sonunu bildiğimiz bir hikâye anlatıyor. Yine bu seneki festivalde sahnelenen oyunlardan dolayı zihnimde çokça yer eden fiziksel tiyatro türüne bir örnek sunuyor.

Oyunun konusu şöyle, Joko baş karakterimiz. Annesi, hasta babası ve kız kardeşiyle birlikte yaşıyor. Bir fabrikada işçi olarak çalışıyor. Bir sabah fabrikanın yolunu tutmuşken hiç beklemediği bir anda, kendisinden üst sınıfa mensup birisi sırtına biniyor ve onu gideceği yere kadar taşımasını istiyor. Başta bu durumun saçmalığından ve gereksizliğinden dert yakınan Joko kısa bir süre içerisinde kendisine verilen paranın etkisiyle ayak uyduruyor ve adamı istediği yere kadar sırtında taşıyor. Ardından bir gün daha bir gün daha derken bunu sürekli olarak yapamaya başlıyor. Fabrikadaki arkadaşlarına durumu anlatıyor. Onlar da bu işteki paranın fazlalığını duyunca başka insanları sırtlarında taşımaya başlıyorlar. Bu iş hayatlarının bir parçası oluyor. Her biri diğerinden farklı müşterilerinin isteklerini karşılamayı kendilerine görev ediniyorlar. Bu istekler zaman öyle artıyor ki diledikleri gibi gökyüzüne bakma özgürlüklerinden başlayıp, paralarına, yemeklerine, sevdiklerine ve hatta canlarına kadar ellerinde ne varsa kaybedecekleri bir vaziyetin içerisinde buluyorlar kendilerini. Ailelerinin kendilerinden beklentilerini karşılamak, hayallerini gerçekleştirebilmek için bu düzeni terk edemiyor, farklı bir düzen arayışına giremiyorlar.

Fiziksel olarak oyuncuları çok fazla yoran, performans isteyen bir oyun Joko’nun Doğum Günü. Oyunun ilk perdesinde oyuncular birbirlerini sırtlarında, ikinci perdesinde ise birbirlerine yapışık bir hâlde rollerini sürdürüyorlar. Oyuncuların sahne üzerinde ne kadar zorlandıkları, ne kadar efor harcadıkları aşikar bir şekilde görülebiliyor. Oyun ekibi katıldığı bir söyleşide oyunun sahneleme açısından zor ve çok fazla fiziksel güç gerektirdiğini belirterek, Türkiye’de daha önce pek fazla sahnelenmediğini söylemişlerdi. Oyunu izlerken bu görüşlerine hak vermemek elde değil elbette.

Oyunda bir projeksiyon yardımıyla mekanlara ait görseller ve animasyonlar gösteriliyor arka planda. Projeksiyon haritalama (projection mapping) deniyormuş adına. Daha önce bir benzerine İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Aldatma oyununda rastlamıştım. Aynı amaç için kullanılıyordu o oyunda da. Sahnede değişen mekanlar çok fazla dekor nesnesi kullanılmadan, derinlikli bir şekilde animasyonlarla destekleniyordu.

Oyunun ilgimi çekip, çekmediğini kestiremiyorum. Şatonun Altında oyunuyla birlikte festivalde türüne kafa yorduğum ikinci oyun Joko’nun Doğum Günü. Yine farklı bir oyun deneyimi, ufuk açıcı bir şey olarak görüyorum sahneleme açısından. İnsanları sırtta taşımak gibi basit bir metafor üzerinden yola çıkan oyun derdini etkileyici bir şekilde anlatıyor. Sahnede gördüklerimiz bir resim olarak gerçek dışı gibi gözükse de Joko’nun yaşadıkları birebir olarak yaşamın kendisi aslında. Rekabet ve çıkar ortamının oluştuğu her yerde bir örneği kolayca bulunabilecek bir sistem analizi ve eleştirisi.

Oyunculardan en çok doktor rolündeki Cenk Dost Verdi‘yi ve Joko rolündeki Tolga İskit‘i beğendim. Cenk Dost Verdi geçtiğimiz günlerde işlerine geri dönmek için başladıkları açlık grevlerinin 160. gününde tutuklu bulunan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için yapılan basın açıklamasında gözaltına alınmıştı. O süreci atlatarak oyundaki yerini almış. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ise refakatçi talepleri bugün kabul edilmiş. Sağlık durumlarının tek başlarına kalmaya elverişli olmamasından dolayı Nuriye Gülmen’e kardeşi Beyza Gülmen, Semih Özakça’ya ise annesi Sultan Özakça refakat edecekmiş. Bu sürecin bir an önce sıhhatle bitmesi umuduyla.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Roland Topor
Çeviren: Mine G. Kırıkkanat
Yöneten: Ersin Umut Güler
Oynayanlar: Tolga İskit, Ayşe Tunaboylu, Cenk Dost Verdi, Efe Ünal, Merve Dağlı, Yasemin Ertorun, Burak Üzen, Sercan Dede
Süre: 2 saat (2 perde)