İzledim: Kundakçı

Yaklaşık okuma süresi: 5 dakika Oyun Atölyesi‘nin aylık oyun programını düzenli olarak takip ediyorum. Şimdiye kadar birçok oyun izledim Oyun Atölyesi sahnesinde. Fakat bu oyunların tamamı Oyun Atölyesi’nin kendi yapımları değil konuk ekiplerin oyunlarıydı. Kendi sahnelerine gidemediğim, bundan dolayı izlemeyi ertelemek zorunda kaldığım oyunların turneyle Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Baba Sahne gibi aşina olduğum sahnelere konuk olması benim için önemli. Bu şekilde izlemek istediğim birçok oyunu görme fırsatım oluyor. İlk Oyun Atölyesi yapımı bir oyun olarak geçtiğimiz sezon sonunda Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi’ni izlemiştim. Geçtiğimiz hafta içerisinde ise Kundakçı‘yı izledim.

Rus yazar Grigory Gorin‘in kaleme aldığı oyunun Türkçeye çevirisini Haluk Bilginer yapmış. Aynı zamanda oyunun oyuncularından da olan Muharrem Özcan yönetmiş. Oyun Atölyesi dekor ve kostüm tasarımını tek bir başlık altında toplayıp sahne tasarımı olarak adlandırıyor. Özlem Karabay oyunun sahne tasarımını üstlenmiş. Oyunun afiş tasarımını ise Moda Sahnesi’nin afişlerinden ismen tanıdığım Ethem Onur Bilgiç yapmış. Oyun Atölyesi bu sezon başına kadar oyunların başrol oyuncularının fotoğraflarını içeren afişler kullanıyordu. Fakat bu sezon başında tüm afişlerini yeniledi ve bu fotoğrafları birer çizim hâline dönüştürdü. Tiyatronun dış duvarlarından fuayeye kadar her yer yeni afişlerle donatıldı. Çok beğendiğim afişlerin tümü yine Ethem Onur Bilgiç imzası taşıyor. Bu kitabi bilgilerden sonra oyunun benim için ne anlam ifade ettiğinden bahsetmeye başlayabilirim.

Oyun, Herostratos isminde bir pazarcının bölge halkının kutsal addettiği Artemis Tapınağı’nı kundaklaması ve ardından yaşadığı yargılanma sürecini konu alıyor. Politik olarak birçok açmazı olan bu eylemi Herostratos’un neden yaptığı bölge halkının öfkesini arttırırken, devlet katında kendisini yargılayacak kişilerin de merakını cezbediyor. Tabii bu kundaklama eyleminden nemalanmak isteyenler de Herostratos’un asıl amacını öğrenmenin peşine düşüyorlar.

Kundakçı bir komedi oyunu. Fakat konusu gereği çok fazla politik unsur içeriyor. Alt üst ilişkileri, toplumsal tarihin çarpıtılması, kişisel menfaatler, otoritenin korunmaya çalışması gibi konular oyunun ana iskeletini oluşturuyor. Hâl böyle olunca bizim yaşadıklarımıza, her gün maruz kaldığımız gündeme dokunacak çok fazla serbest alan elde ediyor. Yönetmenin bu noktada söz söylemek için ne kadar hevesli olduğunu tahmin edebiliyorum. Çünkü çok fazla tahrik eden etken var. Ama oyunda bu imkânın kimi zaman gereğinden fazla kullanıldığını düşünüyorum. Bunun nedeni belki kişisel yılgınlıklarım olabilir. Bazı söylemler var, her gün duyuyoruz. Televizyonlarda, radyolarda, girdiğimiz bakkalda, markette. Ya o söylemleri destekleyen ya da yeren kişilerden fark etmez, biteviye kulağımıza çalınan ama artık duymaktan dahi midemizin bulandığı şeyler var. Bunları birebir olarak sahnede duymak da bende aynı etkiyi bırakıyor. Bunu daha önce birkaç günlükte yine bahsettiğim anlaşılmama kaygısına yoruyorum. Bu yönde bir tercih yapılınca o anda sahnede oynanan oyuna kendisini hiç vermemiş bir izleyici dahi kulağına gelen şeyi hızlı bir şekilde idrak edip oyunun gülmecesine iştirak edebiliyor.

Oyunda bunların çok incelikli örnekleri de yok değil. Misal, Herostratos tapınağı kundaklayıp tutuklandığında kendisinin yanına girip öldürmeye yeltenen bir güruh var. Bu güruh Herostratos’un idam edilerek cezalandırılmasını istiyor. Bu insanların başlarına geçirip sakal olarak kullandığı çoraplar bence oyunun en derinlikli düşünülmüş noktalarından. Hem izleyicinin bu güruh içerisindeki kişilerin dünya görüşleri hakkında bir fikir sahibi olmasını sağlıyor hem de toplumsal bir gerçekliği ortaya koyuyor. Bunu da doğrudan söyleyerek değil ima ederek, izleyicinin zekâsına ve olaylar arasında bağlantı kurma yetisine bırakarak yapıyor. Ezcümle, anlaşılmama kaygısı vasata yaklaştırıyor.

Oyunda müzik etkin olarak kullanılıyor. Oyunun açılışında, kapanışında, sahne geçişlerinde başvuruluyor müziğe. Büyük bir kısmı sahnedeki oyuncular tarafından canlı olarak çalınıyor. Tıpkı Moda Sahnesi’nin Hamlet’indeki gibi tüm oyuncuların oyun süresince sahnede kalacağı şekilde bir tasarım yapılmış. Sahnesi geçen oyuncu sahne arkasındaki yerine oturarak oyun müziğine katkıda bulunuyor.

Son olarak oyunu izlerken kişisel olarak rahatsızlık duyduğum birkaç şeyden söz edip günlüğü bitireyim. Herostratos’un eylemini tanımlamak için yargılama sürecinde birkaç defa durumun vehametinden söz ediliyor. Farkında olmayarak mı söyleniyor yoksa metinde böyle bir kasıt mı var bilmiyorum ama duydukça içimden “onun doğrusu vahamet değil miydi? diye düzeltmeden edemedim. Bir diğer konu da oyuncuların zaman zaman rollerinden çıkmalarıyla ilgili. Gerçekten izleyiciden yüksek gülme tepkisi alacak bir sahne var diyelim. Oyuncular bu sahnedeki repliklerini kendi gülmelerinin arkasına saklayarak birkaç defa tekrar ediyorlar. Tabii bu arada rollerinden çıkmış ve bu durum izleyici tarafından da fark edilmiş oluyor. Son kertede izleyici oyuncunun bu hâline normalden daha fazla gülüyor. Ama ben bunu bir repertuvar tiyatrosunun oyununda gördüğüm zaman yadırgıyorum. Bir komedi oyununda da olsa gayriciddi geliyor bana. Bu skeçvari tavrı herhangi bir şekilde daha az kıymetli görmemekle birlikte yerinin bir repertuvar tiyatrosunun oyunu olduğunu düşünmüyorum.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Grigory Gorin
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan
Sahne Tasarımı: Özlem Karabay
Müzik: Çağrı Beklen
Oynayanlar: Tuna Kırlı, Devrim Özder Akın, Muharrem Özcan, Tuğba Çom Makar, Tuğçe Karaoğlan, Evren Erler, Gözde Kırgız, Timuçin Başgül, Mithat Ozan Küren, Serkan Ilgaz, Sedat Bilenler
Süre: 2 saat (2 perde)