İzledim: Torun İstiyorum

Yaklaşık okuma süresi: 5 dk. Tesadüftür ki sezonun henüz başında izlediğim ilk iki oyun çok yakın zamanlarda prömiyerlerini yapmış oyunlardı. İlki İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki Saadet Hanım‘dı. İkincisi ise Moda Sahnesi‘nin sahneye koyduğu Torun İstiyorum oldu. Oyunu geçtiğimiz hafta sonu matine gösteriminde Özgür Hanım‘la birlikte izledik.

Moda Sahnesi’nin sahneye koyduğu özellikle Shakespeare oyunları çeşitli çevrelerce oyunların farklı sahnelemeleri ile kıyaslanıyor. Onlara pek benzemediği için zaman zaman ağır bir dille eleştiriliyor. En çok da “yerelleştirme” konusunda. Risale okuyan bir Ophelia veya Doğu şivesi ile konuşan bir Nick Bottom, Shakespeare oyunlarını bugüne kadar alışılagelmiş sahnelemelerden izlemiş izleyicilerin ön yargısına maruz kalabiliyor. Buna kendim de şahit oldum. Farklı bir sahnenin fuayesinde oyunun başlamasını beklerken hemen yanımdaki izleyiciler Moda Sahnesi’nin En Kısa Gecenin Rüyası oyununu acımasızca kıyaslayarak eleştiriyorlardı. Ben tekrar yazmamak adına Kemal Aydoğan‘ın Arka Bahçe programında konu ile ilgili yaptığı bir açıklamayı paylaşacağım. Yalnızca ilgili bölümün bağlantısını verdim fakat Moda Sahnesi’nin ekipçe katıldığı programın tümü de çok keyifli ve izlemeye değer.

Eleştiri bağlamında konuyu getirmek istediğim yer yine Torun İstiyorum oyunu ile ilgili elbette. Torun İstiyorum oyunu Türkiye’de ilk defa Moda Sahnesi tarafından sahneye koyuluyor. Yani daha önce farklı bir tiyatro tarafından farklı bir şekilde yorumlanmış değil. Oyunun sahnelenmesi ile ilgili bir çizgi varsa onu Moda Sahnesi çekmiş olacak. Bu nedenle oyun hakkında yapılan yorumları da bir izleyici olarak merak ediyor ve takip etmeye çalışıyorum.

torun_istiyorum_tiyatro_oyunu_4

Torun İstiyorum oyunu derdini bir aile üzerinden anlatıyor. Oyunda Nazan Kesal‘ın canlandırdığı karakter, kadını doğurganlığı ile ön plana çıkaran, oğullarını evlendirmek ve nihayetinde gelininin doğurganlığını kullanarak torun sahibi olmak isteyen bir anne olarak çıktı karşımıza. Caner Cindoruk ve Münircan Cindoruk ise bu annenin birisi babasının izinde giderek, ataerkil bir yaşam süren diğeri ise hem kişilik hem de cinsel tercihleri itibari ile diğerine taban tabana zıt olan oğulları olarak.

Oğluna evlenmesi üzere ısrarlarda bulunan, ona uygun bir gelin adayı dahi bulan anne ile oğlunun eşcinsel olduğunu açıklamasıyla birlikte oyun boyu sürecek çatışması da başlamış oluyor. Oğlu hem cinsel kimliğini ailesine açıklarken annesinin yanında bir yandan da kardeşi ile başlayan mücadelesi daha sonra bulunan gelin adayı ile evliliğini onayacak olan -eşcinselliğini onamayacak olan- rahiple devam ediyor. Oğlunun evlenmemek için diretmesi üzerine ise annenin elinde kalan son koz olarak maddi gücünü kullanması ile oyundaki hikayenin yönü değişmiş oluyor.

torun_istiyorum_tiyatro_oyunu_3

Torun İstiyorum çok dolu bir oyun. Literatürde böyle bir tanımın yeri var mı bilmiyorum ama izleyici olarak oyundan çıkarken bana hissettirdiği bu. Oyundan sonra kendimi okuması, sindirmesi zor bir kitabı bitirmiş gibi hissettim uzunca bir süre. Daha sonra üstünde düşündüğümde ise Kafka‘nın “Bir kitap başımıza inen bir darbe gibi bizi sarsmıyorsa, neden zahmet edip okuyalım ki?” sözündeki darbeyi tam olarak hissettiğimi anladım. Oyun konusu itibari ile cinsel kimliklerden, paranın oluşturduğu iktidara, erkeklerin egemen hayattan, Hitler dönemi Almanya’sının uygulamalarına kadar çok fazla insana dair noktaya temas ediyor. Bu nedenle de oyun sonunda izleyici üzerinde bıraktığı darbe ağır oluyor.

Oyundaki oyunculardan Hülya Gülşen‘i daha önce Roberto Zucco oyununda, Caner Cindoruk’u ise Köpek, Kadın, Erkek oyununda izlemiştim. Diğer tüm oyuncuları sahnede ilk defa izledim. Anne rolünü oynayan Nazan Kesal’ı oyun öncesinde çok merak ediyordum. En çok onu beğendim sanırım. Oyunda abi kardeşi oynayan Caner Cindoruk ve Münircan Cindoruk’un gerçekte hayatta da kardeş olmaları bence oyun içerisindeki rollerini fazlasıyla etkilemiş. Oyun esnasında bir an olsun şüphe etmiyorsunuz bu sayede rollerinden. Oyunda bir de Ahsen Özercan‘ın canlandırdığı suflöz karakteri var. Oyunun kritik noktalarında müdahale ederek akışı yönlendiriyor. O da yazarın oyun için düşündüğü küçük ama çok fazla şey anlatan ayrıntılarından.

torun_istiyorum_tiyatro_oyunu_2

Oyun için +18 yaş sınırı koyulmuş. İçeriği ve dilinden dolayı bence de yerinde bir uygulama olmuş. Fakat izleyicilerin oyundan önce internet sitesinde, afişlerde, gişede, fuyade kısaca her yerde yer alan bu açıklamaya biraz daha ehemmiyet vermeleri gerekli bence. Sahnede geçen her diyalog sonrasında yapılan yüksek sesli ayıplama benzeri homurdanmalar ister istemez izleyicilerin dikkatini dağıtabiliyor oyun esnasında.

Oyunla ilgili son olarak söylemek istediğim ise sahne tasarımıyla ilgili. Moda Sahnesi neredeyse tüm oyunları için oldukça yalın dekorlar kullanıyor. Bu sarayda geçen Hamlet oyunu için de böyle ormanda geçen En Kısa Gecenin Rüyası için de. Oyunun prova notlarını okurken fotoğraflarına da bakmıştım. Orada ev atmosferi sahneye tebeşirle çizilerek verilmişti. Tabi ben o zaman onları bir dekor hazırlanana kadar provalarda geçerli olacak bir uygulama sanmıştım. Öyle değilmiş. Oyunda ev atmosferi kullanılan masa, sandalye gibi birkaç fiziksel eşyanın dışında duvarlara çizilerek sağlanmış. Bu da Moda Sahnesi’nin diğer oyunlarının da sahne tasarımlarını yapan Bengi Günay‘ın elinden çıkmış.

Oyun sahnelenmeye devam ediyor. Sezon boyunca da Moda Sahnesi’nin programında yer alacakmış. Detaylı bilgi almak için Moda Sahnesi’nin internet sitesi ziyaret edilebilir.

OYUN KÜNYESİ
Yazan:
 Thomas Jonigk
Çeviren: Sibel Arslan Yeşilay
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Oyuncular: Nazan Kesal, Münircan Cindoruk, Caner Cindoruk, Aslı Samat, Hülya Gülşen, Bülent Çolak, Ahsen Özercan