İzledim: Matruşka

Yaklaşık okuma süresi: 3 dakikaMatruşka, İstanbul Şehir Tiyatroları‘nın geçtiğimiz sezon sonlarına doğru sahnelemeye başladığı bir oyun. Önceki cuma akşamı haftayı kapatırken Kadıköy Haldun Taner Sahnesi‘nde izledim. Tuncer Cücenoğlu‘nun kaleme aldığı oyunu Bora Seçkin yönetiyor. İki kişilik oyuncu kadrosuna sahip bir yapım. Oyunun rollerini Cem Karakaya ve Derya Yıldırım paylaşıyor.

Bir çiftin hikâyesi özelinde kadın – erkek ilişkilerini irdeleyen, bir nevi bulduğu boşluklara çomak sokmaya çalışan bir oyun Matruşka. Bir yalan etrafında şekillenen ve sonrasında bu yalanın ayyuka çıkmasına rağmen devam ettirilmesi tercih edilen bir ilişkiyi konu alıyor.  İki kadın arasında sıkışıp kalan bir erkek ve ikinci kadın olmayı binbir güçlükle de olsa kabullenebilmiş bir kadın izliyoruz sahnede. Bir tiyatro salonunda karşılaşmalarına, birbirlerini tanımalarına, bu süreçte söyledikleri yalanlara, söylemedikleri gerçeklere tanık oluyoruz izleyiciler olarak. Oyun tamamıyla kronolojik bir sıra takip etmiyor. İlişkilerini bir tiyatro oyunu gibi sahne sahne oynuyorlar. Kendi çatışmaları zaman zaman oyunun kesilmesine neden olsa da kısa süre içerisinde toparlayarak yeniden devam ediyorlar hikâyelerini oynamaya.

Matruşka birazdan sıralayacağım muhtelif nedenlerden ötürü bende pek ilgi uyandırmadı. Bunlardan ilki derdini anlatışı. Oyunun kadın erkek ilişkilerine dair söyleyecekleri var. Fakat bunu örneğin Harold Pinter‘in Aldatma oyununda olduğu gibi hırs ve kıskançlık gibi insana dair duygulara temas ederek yapmıyor. Temas etmeye çalıştığı kısımlar da hızlıca ve dolayısıyla üstünkörü bir şekilde geçiliyor. Bu yönüyle yüksek tempolu bir oyun olarak da nitelendirilebilir belki ama benim hissiyatım acele acele oynanan bir oyun olduğu yönünde. Oyunun süresine yoruyorum bunu biraz. Bir şekilde oyunun hikâyesi bir saatlik süre içerisinde kendini gösteremiyor. Bu yüzden oyun sonunda konsantre ama derinliksiz birtakım fikirlerle ayrıldım salondan. Her oyun öncesinde sahne üzerinde yeni bir şeylerle karşılaşma ihtimalimi düşünüyorum. Belki yeni bir hikâye, belki yeni bir anlatım biçimi. Ama Matruşka bunların hiçbirinde beni doyurmadı.

Kişisel olarak içerisinde tiyatro olan oyunları beğeniyorum ve ilgiyle izliyorum. Şimdiye kadar çok kötü bir örneğini görmedim. Bunu yazarken ilk aklıma gelen İstanbul Devlet Tiyatrosu‘nun Geçtim Ama Tiyatrodan oyunu oldu. Kosova bağımsızlığını ilan etmeye hazırlanırken, maddi zorluklar içerisinde sahneye oyun koymaya çalışan bir ekibin hikâyesiydi. Matruşka’daki çiftin de tanışmaları bir tiyatro salonunda olunca benzer bir heyecan duydum başlarda. Tiyatro salonunun etkin bir şekilde kullanılacağı fikrine kapıldım ama öyle olmadı. Oyuncular sahne üzerinden inerek birkaç defa izleyicilerin arasına karıştılar ama hiçbiri oyunun açılış sahnesindeki gibi bir etki bırakmadı.

Tek perde ve bir saat olarak sahneleniyor oyun. İzlerken bir ihtimal keyifli vakit geçirtebilir ama izledikten sonra izleyicinin zihnini meşgul edecek, üstüne kafa yormasını gerektirecek bir oyun değil Matruşka. Vasat bir metnin sahne üzerinde kotarılmaya çalışıldığı ama hakkaniyetli bir yorum yapmak gerekirse muvaffak olunamadığı bir oyun olarak kaldı zihnimde.

2017’nin ekim ayında Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi‘nde Oyunun Oyunu‘nu izlemiş ve oyundan sonra küçük bir hoşnutsuzluk başlığıyla birkaç satır yazmıştım. Matruşka’dan da aynı şeyi yaşadım. Kısaca özetlemem gerekirse İstanbul Şehir Tiyatroları yenilenen internet bilet satış kanallarıyla birlikte izleyicileri elektronik bilete yönlendiriyor. Yani izleyicilerin internetten satın aldığı biletleri oyun günü basılı olarak vermeyip e-posta adreslerine gönderilen elektronik biletlerle salona girmeleri isteniyor. Matruşka’dan önce basılı biletimi lütfen alabildim gişeden. Geçtiğimiz sene yazdığım yazıdan bir alıntı ve sitemle bitireyim bu günlüğü.

İzlediğim her oyundan basılı bir hatıra edinmeyi kendine şiar edinmiş bir bünye olarak elektronik biletle salona girişin teklif dahi edilmesi beni huzursuz etmeye yetiyor.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Tuncer Cücenoğlu
Yöneten: Bora Seçkin
Sahne Tasarımı: Ahsenur Çiftçioğlu
Oynayanlar: Cem Karakaya, Derya Yıldırım
Süre: 1 saat 5 dakika (Tek perde)