İzledim: Uzlaşma

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakikaİstanbul Şehir Tiyatroları‘nın Uzlaşma oyununu geçtiğimiz cuma akşamı Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi‘nde izledim. Önceki sezonlarda gediklisi olduğum Haldun Taner Sahnesi, bu sene yerini Musahipzade Celal Sahnesi’ne bıraktı benim için. Şahsi bir tercihim değil. Sezon başından bu yana Haldun Taner Sahnesi’nin programında daha önce izlediğim oyunlar yer aldığı için alternatif bir sahne arayışına girdim. Girdim girmesine ama İstanbul Şehir Tiyatroları oyunlarını izleyebilmek için harcadığım eforun karşılığını alıp almadığımı düşünmeye başladım bu sene. Çünkü son izlediğim birkaç oyun gibi Uzlaşma da beni doyurmayan bir oyun oldu.

Chloe Lambert‘in oyunu, Anna ve Pierre isimli bir çiftin ayrıldıktan sonra çocukları ve birbirleriyle ilişkilerini tesis etmek için başvurdukları arabulucularla görüşmelerini konu alıyor. Çiftin yaptığı toplamda üç görüşme, izleyiciye ayrılık nedenleri ve karakteristik özellikleri hakkında fikir veriyor, tanınmalarını sağlıyor. Oyun çiftin ve arabulucuların birbirine beşbenzemez hikâyelerinde bulduğu bir damar üzerinden aile anlatısı ortaya koymaya çabalıyor. Fakat mevcut sahnelemesiyle bunu etkileyici bir şekilde yapabildiğini söyleyemem.

Uzlaşma‘nın bir buçuk saatlik süresinin içerisinde ikişer üçer hafta arayla yapılan üç görüşme oynanıyor. Oyunun başından sonuna dek sahne üzerinde gözle görülür bir dekor değişikliğinin olmaması ve oyuncuların asgari düzeyde tutulan kostüm değişiklikleri izleyicide bir mekân – zaman algısı yaratmıyor ve üç görüşmenin arka arkaya yapıldığı izlenimini veriyor. Bu nedenle görüşmeler arasında karakterlerin başından geçen büyük olaylar, izleyiciye aktarılırken bir inandırıcılık sorunu yaşıyor. Örneğin oyunun kırılma noktalarından gibi görülen, Pierre karakterinin zenginleşmesi ve Anna karakterin hayatına başka birinin girmesi gibi detaylar alelade bir olaymış gibi kabul görüyor. Bunu oyunun her konuda söz söylemek için çok fazla dallanması ve her şeyin çok hızlı yaşanmasıyla ilişkilendiriyorum. Karakterlerin fikirleri ve birbirlerine yaklaşımları olay örgüsü içerisinde çok hızlı şekilde başka bir şeye dönüşüyor. Bir sahnede henüz tanışmalarının üzerinden çok az bir zaman geçmesine rağmen arabuluculardan birisine ilanıaşk ederken gördüğümüz Pierre’i, bir sonraki sahnede Anna’ı şiddetle kıskanırken görüyoruz.

Sahnenin bir kulis gibi kullanıldığı, oyundan önce ısınarak oyunun başlama saatini, oyun başladıktan sonra da sahnesini bekleyen oyuncuyu izleyicinin rahatça görebildiği bir sahneleme tercih edilmiş Uzlaşma’da. Görsel olarak enteresan bir deneyim. Bir benzerini daha önce Moda Sahnesi‘nin Roberto Zucco‘sundan anımsıyorum. Fakat Uzlaşma özelinde bu tercih, oyunun zaten pek kuvvetli olmayan hikâyesinden epey uzaklaştırıyor izleyiciyi.

Oyuncuların da oyunculuklarını metnin imkan verdiği kadarıyla sahneye koyabildiklerini düşünüyorum. Anna rolündeki Zeliha Bahar Çebi bu konuda biraz daha şanslıydı diğerlerine göre. Karakterinin hızlı dönüşümler yaşamaması rolüyle bir bütün olabilmesini sağladı. En tutarlı karakter yine kendisiydi. Gökçer Genç ile çift olarak uyumlarını beğendim. Aynı şeyi Işıl Zeynep ve Yeliz Şatıroğlu için söyleyemiyorum. İki kuşak arasındaki düşünsel farkın ortaya koyulmaya çalışıldığı aşikar. Ama özellikle Yeliz Şatıroğlu’nun karakteri bunu çok büyük oyunculuklarla ve tiratlarla yapıyor. Oyun seyrinde giderken bir anda lüzumsuz bir meydan okumaya dönüşüyor ve bunlar hiç yaşanmamış gibi devam etmeye çabalıyor.

Önceki akşam Onur Orhan‘ın yönetmen Kemal Aydoğan ile yaptığı bir sohbeti dinledim. Kemal Aydoğan o sohbette ödenekli tiyatroların didaktik olma çabası içerisinde olduğunu ve hatta bu nedenle oyunlarındaki karakterleri ağır ağır konuşturduğundan bahsetti. Oyunun tanıtım metninde aşağıdaki cümleyi görünce kendisini anmadan edemedim.

Ülkemizde de uygulanan ve tarafların uyuşmazlıklarına dostane yollarla çözüm getirmeyi amaçlayan “arabuluculuk sistemi” konusunda fikir edinmemizi sağlıyor.

Özetleyecek olursam, konusuyla merak uyandırıcı bir şekilde başlayan Uzlaşma, hikâyesi açıldıkça bende hayal kırıklığı yarattı. Metni okumadığım için rejinin mi buna neden olduğu konusunda bir fikrim yok. Ama bu hâliyle izleyiciye acele acele birbirinden kopuk birtakım şeyler söyleyen bir oyun olduğu kanaatindeyim.


Güncelleme: 27 Nisan 2019

Oyunu yaklaşık beş ay sonra Kadıköy Haldun Taner Sahnesi‘nde yeniden izledim. Yine ilk izlediğime benzer bir dağınıklık hissiyle çıktım salondan oyun sonrasında. Uzlaşma’nın parça parça söylemek istediği çok şey var ama bir bütünü oluşturduklarında maalesef izlemeye değer bir hikâye sunmuyor izleyicisine. Kulis ve sahneyi birleştiren alışılagelmedik sahne tasarımı da oyunu vasat olmaktan kurtaramıyor.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Chloe Lambert
Çeviren: Zeynep Su Kasapoğlu
Yöneten: Aslı İçözü
Sahne – Kostüm Tasarımı: Zuhal Soy
Oynayanlar: Gökçer Genç, Işıl Zeynep, Yeliz Şatıroğlu, Zeliha Bahar Çebi
Süre: 1 saat 35 dakika (Tek perde)