İzledim: Köleler Adası

Yaklaşık okuma süresi: 5 dk.Moda Sahnesi‘nin yeni oyunu Köleler Adası‘nı ilk temsilinden bir gün sonra, dün akşam Moda Sahnesi’nde izledim. Fransız yazar Pierre De Marivaux‘un kaleme aldığı oyunu yine Moda Sahnesi’nin Bira Fabrikası ve Roberto Zucco oyunlarının çevirisini yapan Ezgi Coşkun Türkçeye çevirmiş. Kemal Aydoğan oyunu yönetirken, sahne tasarımını Bengi Günay yapmış.

Oyun bir adada geçiyor.  İsmiyle müsemma bir Köleler Adası. Zamanında efendilerinin elinden kurtulan köleler bir adayı kendilerine yurt bilip kendi ideal düzenleriyle yaşanacak bir yer hâline getiriyorlar. Yalnızca kölelerin yaşayabildiği bu ada efendilerin gözlerini korkutacak bir kara parçasına da dönüşüyor aynı zamanda. Çünkü köleler adaya ayak basan efendileri sorgusuz sualsiz öldürüyor. Yani başlarda böyle bir eyleme başvuran köleler bunun salt intikam amacıyla yapıldığını fark edip bir süre sonra efendileri öldürmekten vazgeçiyorlar. Bunun yerine -oyundaki deyişle birebir olarak- onları düzeltme yoluna gidiyorlar. Efendileri, dolayısıyla onların önderlik ederek meydana getirdikleri adaletsiz ve çarpık düzeni değiştirmek için üzerine çok düşünülmüş kanlı intikamlar, dikta edici öğretiler veya müfredat programları planlamıyorlar. Çok temel bir yöntemle kölelerle empati yapmalarını sağlıyorlar, rollerini değiştiriyorlar. Kıyafetlerinden, yetkilerine kadar her şey değiştiğinde, köleler efendi, efendiler köle olduğunda tokat gibi sert bir yüzleşme de beraberinde geliyor.

Aradaki bütün duvarlar yıkılıp bütün sınırlar kalktığında köleler için bugüne kadar yaşadıkları hayatı efendilerine hiç çekinmeden gösterme imkânı doğuyor. Kendini bu denli gerçek gösteren bir aynada görmek hiç kimse için katlanılabilir bir şey olmadığı gibi efendiler için de olmuyor. Adaya düşmeden yani içerisinde bulundukları hiyerarşik yapı yerle bir olmadan önceki hayatlarını düşünerek mevcut durumlarına defalarca kahretmelerine rağmen kurtuluş samimi bir yüzleşmeden geçiyor. İzleyici bu yüzleşmeyi oyunda iki efendi ve köle çifti üzerinden görüyor. İlki Iphicrates ve ArlequinSedat Küçükay ve Alper Baytekin canlandırıyor. Diğeri ise Cleanthis ve Euphrosinc. Aslı İnandık ve Buse Kara canlandırıyor. Ben oyunculardan en çok Alper Baytekin’i ve Burcu Buse Kara’yı beğendim. Birisi erki ele geçirdiğinde aldığı keyfi diğeri ise gücü kaybetmenin verdiği ızdırabı bana yoğun olarak hissettirdi. Trivelin rolündeki Sedat Küçükay çok sakince ve rolüyle bağdaşacak şekilde ustaca yönetti bu süreci. Aslı İnandık ve Alper Baytekin oyunculuklarıyla oyunun mizahi yönünü ön plana çıkarıyor. Özellikle Alper Baytekin’in değişimi oyunu hareketlendiriyor. Aslı İnandık’ın oynadığı Cleanthis karakteri Arlequin’e göre daha ayakları yere basan bir karakter. Bunu oyunun finaline doğru adım adım yapılan bir hazırlık olarak düşündüm.

Dikkatimi çeken bir detay efendilerin ve kölelerin kostümleriyle ilgili. Efendiler alışılagelmiş olduğu gibi gayet zevksiz ama maddeten yüksek değeri olan kıyafetler giyiyorlar. Buna eş değer olarak ilk akla gelen kölelerin kıyafetlerinin bakımsız ve sefil bir görünüme sahip olmasıdır. Fakat köleler bir takım elbiseyle efendilerinin yanında boy gösteriyorlar. Ben bunu günümüz kurumsal iş yaşamının bir eleştirisi olarak algıladım. Çünkü kıyafetleri şık gözükmesine rağmen ayaklarına terlik giyiyorlar, pantolonlarını bellerine kemer niyetine kullandıkları bir iple tutturuyorlar. Yaratılmak istenen bir imaj var ama bunu yaratmak için kölelere sunulan ve efendilerin ellerinde bulundurdukları imkânlar arasında uçurumlar var.

Oyunun hemen başında çalan müzik fena hâlde tanıdık geldi kulağıma. Oyun başladıktan birkaç dakika sonra aklımın bir kenarında onu düşünmeye devam ettim. İkisini de yeniden dinleme şansım yok ama Duru Tiyatro’nun İki Bekar oyununun finalinde çalan şarkının melodisini anımsattı bana.

Son yazacağım şey ise Moda Sahnesi’nin tüm oyunlarıyla ilgili. Ben reji ekibinin oyunları hazırlarken izleyiciler üzerinde kısa süreli şaşkınlıklar yaratacak sahneler yaratmaktan keyif aldığını düşünmeye başladım. Belki oyun esnasında bizi izliyor bile olabilirler bir yerden nasıl bir tepki vereceğimizi görmek için. Şöyle ki izleyicilerin hiç beklemedikleri anda sahnede gördükleri şeylere tepkisi çok farklı olabiliyor. Moda Sahnesi bana kalırsa bunu içinde yaşadığımız toplumda herkes için farklı bir anlam ifade etmek konusunda bir geçer akçe olan cinsellik üzerinden yapıyor. Birçok oyunda gözlemleyip fark edebildiğim bir şey bu. Hamlet‘de saraya gelen tiyatrocuların oyunlarında, Bira Fabrikası‘nda Beyaz Büyü karakteri özelinde, Torun İstiyorum‘da Norma ile Klaus Lager, Fırtına‘da Caliban ile Trinculo ve son olarak da Köleler Adası’nda Cleanthis ile Arlequin’i karşılıklı sahnelerinde. İzleyici birkaç saniye duruyor. Gerçek anlamda duruyor ve ne yapacağını bilemiyor. İzlemesini sürdürenler var, gülüşenler var, fısıltıyla konuşanlar var, yanındaki tanışına eliyle koluyla dokunanlar var. Enteresan bir izleyici refleksi deneyi gibi geliyor bana ve tahmin ediyorum ki o esnada izleyicilerin tümünü görmek çok eğlenceli olsa gerek.

Özetle, hiyerarşiyi bozarak madara eden, adalet, hakkaniyet, sınırsızlık gibi konulara sert yüzleşmelerle dokunurken komedisini eksik etmeyen bir oyun Köleler Adası.

Senin muhtaçlığından tatmin olacak insanlık yok bende.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Pierre De Marivaux
Çeviren: Ezgi Coşkun
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Oynayanlar: Alper Baytekin, Aslı İnandık, Buse Kara, Ekrem Yücelten, Sedat Küçükay
Süre: 1 saat 15 dakika (tek perde)