İzledim: Pencere

Yaklaşık okuma süresi: 6 dakika Oyun Atölyesi‘nin Pencere oyununu geçtiğimiz hafta sonu Özgür Hanım‘la birlikte izledik. Pencere, prova süreçlerinden bu yana takip ettiğim bir oyun. Provalarına Haluk Bilginer’in yer alacağı farklı bir proje nedeniyle birkaç aylığına ara verildiğini anımsıyorum. O dönem ben oyunun iptal olup olmayacağını düşünürken, provaları tamamlandı ve sahnelenmeye başladı. Fakat ben oyunu üçüncü sezonunda henüz izleyebildim. Son birkaç senedir özel tiyatroların programlarında matine oyunlarına pek fazla yer verilmediğini gözlemliyorum. Tiyatroların repertuvarındaki her oyun programlı bir şekilde matine temsili yapmıyor, temsiller hafta içi akşamlarına paylaştırılıyor. Hafta sonu bir oyun izlemek isterseniz bir nevi kaderinize razı gelip programda ne varsa onu izliyorsunuz. Bazı tiyatrolar sezonun son birkaç ayında matine temsilleri yapıyor. Ben de kimi oyunları muhtelif sebeplerden ötürü yalnızca matine temsillerinde izleyebildiğim için bundan rahatsızlık duyuyorum ve tiyatroların sosyal medya hesaplarına göz gezdirdiğimde bu konuda muzdarip çok fazla izleyici olduğunu görüyorum. Velhasıl, bu nedenle Pencere oyununu izlemek için epey beklemem gerekti.

Pencere’de olduğu gibi, henüz oyun başlamadan önce izleyici koltuğumda otururken birazdan kesinlikle iyi bir şey izleyeceğim hissi veren çok az tiyatro oyunu var benim için. Bazen oyunculara, bazen yönetmene, bazen de o oyunu sahneye koyan ekibin tekmiline birden duyulan güven buna sebep olabiliyor. Pencere oyunu için Esra Bezen Bilgin ve Haluk Bilginer‘in varlığı bende bu hissi uyandırmaya yetti. Her ikisi de izlemekten büyük keyif aldığım, oynadıkları rollerde yerlerine başka birini ikame etmeyi hayal dahi edemediği oyuncular. Esra Bezen Bilgin’i daha önce Talimhane Tiyatrosu’nun Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi oyununda, Silsile, Ana Yurdu ve Kusursuzlar filmlerinde izledim. Bence içerisinde bulunduğumuz dönemin en iyi kadın oyuncularından birisi. Kendisini hem tiyatroda hem sinemada çok daha fazla izlemek istesem de yer aldığı projelerin nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda kılı kırk yararak bir seçim yaptığını tahmin edebiliyorum. Haluk Bilginer’i tiyatro sahnesinde ilk izleyişim. Aklıma geldikçe hala nasıl oldu da Nehir oyununu sahnelenirken izlemediğime yazıklanır ve tiyatronun katiyen ihmale gelmeyeceğini kendime zaman zaman hatırlatırımPolis, Devrim Arabaları, Güneşin Oğlu, Kış Uykusu, Cingöz Recai gibi filmlerde ve sonra olarak Şahsiyet dizisinde izledim kendisini. Kürşat Demir‘i ise daha önce herhangi bir yerde izlemedim. Oyuncular arasında en yabancı olduğum kendisiydi.

David Hare‘in kaleme aldığı oyunun çevirisi Haluk Bilginer’e ait, yönetmeni ise Birkan Uz. Yanlış görmediysem eğer Pencere, birçok dizi ve filme yönetmenlik yapan Birkan Uz’un ilk tiyatro yönetmenliği deneyimi.

PencereTom ve Kyra çiftinin ayrıldıktan seneler sonra Kyra’nın evinde bir araya gelmelerine ve geçmişleriyle olan münasebetlerini tüm detaylarıyla gözden geçirdikleri bir geceye izleyici tanık ediyor. Kyra henüz genç bir kızken, Tom’un şimdilerde bir restoranlar zincirine dönüşen ama o zamanlar tek bir restorandan oluşan işletmesinde çalışmaya başlıyor. Tom, eşi ve Kyra senelerce vakitlerinin büyük çoğunluğunu restoranda ve evde birlikte geçiriyorlar. Ta ki Tom’un eşi rahatsızlanana ve Tom ile Kyra arasındaki ilişki faş olana kadar. Bu ilişkinin duyulmasından sonra Kyra bambaşka bir hayata başlamak üzere onların yanında ayrılıyor. Buluşma gecesi de bu olaydan üç sene sonrasına denk geliyor. Tom ve Kyra bu gece boyunca hem geçmişte yaşadıkları olayları yeniden konuşarak bir nevi yüzleşme fırsatı buluyor hem de artık taban tabana zıt olan yaşamlarının doğruluğu ve iyi yanları konusunda birbirlerini ikna etmeye çabalıyorlar.

Oyun birbirine hiç benzemeyen hayatların ortak paydalarda ne kadar buluşabileceği konusunda bir tartışma ortamı yaratıyor. Bunu yaparken kullandığı dil kişilerin dünya görüşleri gibi birbirine alabildiğine benzemez bir şekilde izleyiciye yansıyor. Oyunu izlerken kendinizi bir tarafı destekler veya eleştirirken bulabiliyorsunuz. Fakat Tom ve Kyra arasındaki duygusal ilişki bu keskin ayrımları yumuşatırken, yaratılan tartışma ortamının herhangi iki kişi arasında geçen hararetli bir fikir ayrılığından ibaret kalmamasını sağlıyor. Tom’un oğlu Edward ise babasıyla birlikte yaşamasına rağmen Kyra’ya olan yakınlığıyla bu ortamın oluşmasında büyük bir pay sahibi oluyor.

Oyundaki tüm karakterlerin maddiyatla kurdukları farklı ilişkileri var. Tom mutlu olabilmek için yüksek standartlarda yaşamayı Kyra’ya öğütlerken, Kyra yoksul bir semtte, vasat bir evde yaşayarak ihtiyaç sahibi çocuklara öğretmenlik yapmanın kendisini varsıl olmaktan daha mutlu ettiğinden söz ediyor ona. Ve bunu yaşadığı yoksul hayata razı olan birinin teamülüyle değil varsıl bir ailenin içerisinde büyümüş olmanın deneyimiyle söylüyor. Edward ise ne Tom’un lükse olan düşkünlüğüne ne de Kyra’nın manevi doyumuna aldırış etmeden yalnızca bir kadını mutlu edebilmek adına hırsızlık yapabiliyor. Oyun süresince karakterlerin dünya görüşlerinin farklılığına ikna edilmeye çalışılan izleyicinin, en net yakalandığı detay olarak görüyorum bunu. Beni fazlasıyla ikna etti.

Oyunun sahne tasarımını Gamze Kuş yapmış. Oyuna olumsuz hiçbir etkisinin olmadığını düşündüğüm, yalnızca kişisel olarak söylemek istediğim ufak bir şey var. Pencere gibi veya yine Oyun Atölyesi oyunlarından Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi‘ndeki Barış Dinçel’inki gibi bu denli dolu tasarımların gerekliliği üstüne bir süredir düşünüyorum. Çok az dekor unsuruyla derdini anlatmakta zorlanmayan birçok oyun izliyorum. Eski yazılarımda bunun tam tersi yönünde, az dekor unsura sahip oyunların seyir keyfimi olumsuz etkilediğine dair görüşlerim varmış. Sanıyorum farklı oyunlar izleyip, farklı sahneleme yöntemleri gördükçe bu fikrim değişmeye başladı. Bu konu üzerine oyunlardan örneklerle hazırlayacağım farklı bir yazı yazmak istiyorum.

Tekrar oyuna dönecek olursam, Haluk Bilginer ve Esra Bezen Bilgin iki saat boyunca karşılıklı olarak harikulade bir oyun oynuyorlar. Kürşat Demir oyunun hemen başındaki sahnesiyle izleyicinin henüz görmediği Tom hakkında fikir sahibi olmasını sağlarken oyunun sonundaki sahnesiyle de izleyiciye sessiz sedasız işleyen bir finalin kapılarını açıyor. Pencere, her şeyiyle beğendiğim bir oyun oldu. Oyun tavsiyesi vermekten, bunu izleyin veya bunu katiyen izlemeyin gibi sert hükümlerden imtina ediyorum çoğu zaman ama eğer bir tiyatro oyunundan olağan dışı bir beklentiniz yoksa Pencere izleyicisini ziyadesiyle doyuracak bir oyun.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: David Hare
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Birkan Uz
Oynayanlar: Esra Bezen Bilgin, Haluk Bilginer, Kürşat Demir
Süre: 2 saat (2 perde)