İzledim: Terör

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakikaBakırköy Belediye Tiyatroları‘nın bu sezon izlediğim ikinci oyunu Terör. İlki Moda Sahnesi’ne konuk olduklarında izlediğim Seni Seviyorum Türkiye oyunuydu. Terör’ü de Oyun Atölyesi’ne konuk olduklarında izleme fırsatı buldum.

Terör, Alman yazar Ferdinand von Schirach‘ın aynı isimle kaleme aldığı bir oyun. Türkçeye çevirisini Yücel Erten, yönetmenliğini ise Nurkan Erpulat yapmış. Oyun bir yargılama sürecini konu alıyor. Bir terörist 164 yolcusuyla beraber kaçırdığı uçağı o esnada içerisinde 70.000 kişinin olduğu stadyuma düşürmekle tehdit ediyor. Lars Koch isimli bir savaş uçağı pilotu ise bu tehdit üzerine uçağı düşürerek stadyumdakilerin hayatını kurtarırken, uçaktaki herkesin ölümüne neden oluyor. 164 kişinin ölümüne sebebiyet vermekten yargılanan Lars Koch’un kaderini oyunun sonunda mahkemenin jürisi olan izleyiciler tayin ediyor.

Lars Koch bu eylemi gerçekleştirirken anayasaya ve üstlerine karşı gelmiş oluyor. Fakat kendi ifadesinde de dile getirdiği gibi aldığı askeri eğitim ve vicdanı onu bu eylemi tereddüt etmeden gerçekleştirmeye yönlendiriyor. Oyun bu noktada iki görüşü izleyicinin tasarrufuna açıyor. Olası bir felaketi önlemek için daha az sayıda suçsuz insanın ölümüne neden olmak mı? Yoksa kaidelere bağlı kalarak olayın doğal sürecine tanık olmak mı? Lars Koch yaptığı eylemden pişmanlık duymuyor. Fakat düşen uçaktaki ölenler arasında eşi bulunan Fransizka Meiser‘ın da mahkemeye sorduğu tek bir soru var: “Eşimin suçu neydi?”

Mahkemede sanığın, sanık avukatının, tanıkların savunma ve görüşleri alınarak izleyicileri yaşanan olayın tüm detaylarına vâkıf yaptıktan sonra oyun bir oylama ile son buluyor. İzleyicilere salona girerken üstünde suçlu ve suçsuz yazan kartlar dağıtılıyor. Verilen on dakikalık arada izleyiciler bu kartları sahnede kurulan sandığa atarak oy kullanıyor. Benim izlediğim temsilde Lars Koch 87 suçlu, 80 suçsuz oy sayısıyla suçlu bulundu. Buradaki izleyici kararından dolayı oyunun ufak bir farklılık içeren alternatifli sonu olduğu söylenebilir. Oy oranlarının bu kadar birbirine yakın çıkmasının elbette bir nedeni var. Çünkü oyunu izlerken izleyici olarak net bir karara varmak çok zor. Şartlar sürekli değişkenlik gösteriyor. Ferdinand von Schirach, olayla ilgili bilgileri metinde izleyiciye adım adım işleyerek veriyor. Lars Koch’u katiyen suçlu görmediğiniz bir anda öğrendiğiniz bir detay bütün yargınızı alt üst edebiliyor. Misal, teröristin kaçırdığı uçağın stadyuma düşmesi çok büyük bir felaket olacağından Lars Koch’a hak verirken, uçaktaki yolcuların kokpite girip teröristi etkisiz hâle getirmek için planlar yaptıklarını öğrendiğinizde bu ihtimali sorgulamaya başlıyorsunuz.

Finalde verdiğim oyun aksine bir duruşu olmasına rağmen oyunculardan Fransizka Meiser rolünü oynayan İlkin Tüfekçi‘yi çok beğendim. Olayın diğer muhatapları etik, ilke ve kaide gibi konuları tartışadursun onun arayışı bana daha gerçek geldi. İçerisinde bulunduğu atmosferi düşünecek olursak psikolojik olarak en zor durumda olan karakter de yine kendisi. Bunu konuşmaları ve jestleriyle çok güzel yansıttığını düşünüyorum. Öyle bir ortam ki, hiç tanımadığı bir adam, hiç tanımadığı ve şu anda ölü bir adamın kaçırdığı uçağı düşürüyor, eşinin ölümüne neden oluyor. Ve bunun sonunda hemen birkaç adım ötesindeki bir avukat bu eylemi savunuyor. Uçağın kaçırılması, uçakta eşi haricinde 163 yolcu daha olması, bir stadyum dolusu insan o an için umurunda değil. Avukat onun nezdinde eşini öldüren adamı savunuyor.

Yine oyunculardan Savcı Nelson rolünü oynayan Gülce Uğurlu ve sanığın avukatı rolündeki Edip Saner‘in oyun boyunca süren karşılıklı görüşleri izleyicinin bu denli iki kutba bölünmesindeki en büyük etkenlerden. Oyunu izlerken Ferdinand von Schirach’ın izleyicileri nasıl bu kadar net bir şekilde bir fikre yönlendirebildiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Bu günlüğü yazmadan hemen önce kendisinin avukat olduğunu öğrenince bütün taşlar yerine oturdu. Gülce Uğurlu’ya birkaç sene önce izlediğim İstenmeyen oyununda yazar ve oyuncu olarak, önceki sene izlediğim Ev’vel Zaman oyununda yazar olarak aşinayım. Terör’deki performansının yanı sıra bence metinleri sahneye çok yakışıyor.

Oyunla ilgili söyleyebileceğim iki olumsuz şey var. İlki Burak Dur‘un canlandırdığı Lars Koch karakteri hakkında. Belki asker olması belki yaptığı eylemden pişmanlık duymaması onu böyle bir ruh hâline büründürmüş olabilir ama bana içerisinde bulunduğu duruma göre fazla sakin geldi. Bir türlü yargılanmakta olan biri hissiyatını alamadım kendisinden. Diğer ise oyunun içerisindeki şarkıyla ilgili. Melih Yüzer sahnede oyun müziklerini bir bateri ile canlı olarak yapıyor. Temponun yükseldiği anlarda yaptığı ses efektleri harikulade bir şekilde oynanan sahneye hizmet ediyor. Fakat oyunun bir sahnesinde Fatih Erdemci‘nin Ben Ölmeden Önce isimli şarkısını çaldı ve söyledi. Bu şarkının söylenmesi ve ardından gelen alkış benim oyunla kurduğum bütün bağı yerle bir etti. Çünkü oyun daha izleyici salona girerken dahi ona bu akşam klasik bir izleyici olmayacağını söylüyor. Mahkemede jüri olduğu varsayılarak duruşma başlarken ayağa kalkması istenen izleyicinin bu rolden aniden çıkıp kendini alkışlarken bulması, şarkının sözleri ne kadar sahne ile uyum sağlasa da bana dikkat dağıtıcı bir detay olarak geldi.

Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın oyunlarını beğeniyorum. Henüz Bakırköy’deki sahnelerinde oyun izleme şansım olmadı, umarım önümüzdeki sezona.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Ferdinand von Schirach
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: Nurkan Erpulat
Dramaturg: Irmak Bahçeci
Sahne Tasarımı: Kerem Çetinel
Kostüm Tasarımı: Tomris Kuzu
Oynayanlar: Burak Dur, Çetin Etili, Fidan Tek Koşar, Edip Saner, İlkin Tüfekçi, Gülce Uğurlu, Melih Yüzer
Süre: 120 dakika (Tek perde)