İzledim: Zebercet

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakika İlk olarak geçtiğimiz aralık ayında niyetlendim Talimhane Tiyatrosu‘nun Zebercet oyununu izlemeye. Biletimi dahi edinmişken muhtelif sebepler yüzünden gidemedim. Oyunu izlemek için duyduğum yoğun istek, o günden bu yana temsil programı takip ettirdi bana. Nihayet geçtiğimiz hafta Oyun Atölyesi‘nde izledim Zebercet’i.

Zebercet, Yusuf Atılgan‘ın uzun öykü olarak nitelendirdiği Anayurt Oteli metninin bir tiyatro uyarlaması. Firuze Engin tarafından yapılan uyarlamayı Kerem Ayan sahneye koyuyor. İlk gösterimi 22. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapılan oyunda hikâyenin başkahramanı Zebercet’e ve diğer yan karakterlere Halil Babür oyunculuğuyla can veriyor. Kendisine birkaç diziden ve Altıdan Sonra Tiyatro‘nun He-Go oyunundan aşinayım. Önceki seyir deneyimlerime dayanarak oyunculuk anlamında doyurucu bir akşam geçireceğimi çok önceden tahmin ediyordum. Nitekim öyle de oldu.

Oyun vesilesiyle, sevdiğim bir metin olan Anayurt Oteli’ni yeniden okudum. Çok kısa konusundan bahsedecek olursam, Zebercet, taşrada bir otel işletmektedir. Tüm gününü otelde geçirir ve dış dünyayla iletişimini ekseriyetle oteline gelen müşteriler ve görevlilerle sağlar. Otelde kendisine yardımcı olan bir kadınla birlikte kalmaktadır. Müşteri olarak otele bir gün Ankara treniyle bir kadın gelir. Kısa bir süre otelde konakladıktan sonra gider. Zebercet, çok etkilendiği bu kadının yeniden otele dönmesini beklerken kendi içinde oldukça çetin bir yolculuğa çıkar.

Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.

Oyunu izlemeye gitmeden önce Halil Babür’ün nasıl oynanacağını merak ettiğim birkaç bölüm vardı aklımda. Bunlardan ilki Zebercet’in yalnızlığına dairdi. Zamanının büyük bir çoğunluğunu otelde geçiren karakterin, hikâyenin bir yerinden sonra güvenli ortamından ayrılıp tekinsizliğin peşinden giden dönüşümünü görmeyi istiyordum. Yusuf Atılgan, metindeki iki yerde bariz şekilde okuyucusuna oyun oynuyor. Bunlardan birisi karakola, diğeri ise adliyeye gittiği bölüm karakterin. Hikâye olağan akışında devam ederken okuyucuyu isteyerek bir zan altında bırakıyor ve akabinde bu zanın tam tersi yönünde bir eylem gerçekleştiriyor. Tabii ki bir de final. Zebercet’in içinde bulunduğu buhran hâlinin bir neticesi olarak oyunun yüksek bir finali var. İki saate yakın süren tek kişilik performans sonrasında oyunun nasıl bir finalle biteceği merakımı cezbediyordu.

Tüm bu saydıklarımdan final haricindekileri hem reji hem de oyunculuk bağlamında beğendim. Hatta oyunun geneline baktığımda, Zebercet’in otele gelen müşterilerden gördükleriyle kendine bir karakter inşa etmesini, başlarda tutkuyla bağlı olduğu gecikmeli Ankara treniyle gelen kadından vazgeçişini, yalnızlığını, korkularını, geçmişiyle olan ilişkisini ve hayal kırıklıklarını metindeki hisse çok yakın olarak yansıttığını söyleyebilirim. Oyunun, kimin yaptığını öğrenemediğim sahne tasarımı, olayların geçtiği oteli izleyicinin tasavvur etmesinde büyük pay sahibi oldu.

Yeniden finale dönecek olursam, Zebercet’in oyunun son sahnesinde kullandığı ip, metinde daha önce kullanılıyor. Fakat bu detaya oyunda yer verilmemiş. Henüz yeniden izleme şansım olmadığı için gerçekten böyle bir tercih mi yapıldı yoksa o akşamki temsilde bir kazaya mı kurban gitti, bilemiyorum. Fakat Zebercet’in yaptığı içsel yolculuğun müsebbibi olan kadınla Zebercet arasında bir bağ oluşturan detayın atlanması beni mutlu etmedi. Yine metinde olup oyunda olmayan, Zebercet’in final sahnesine hazırlandığı uzunca bir bölüm var. İzlenimim, oyunun finalinin hikâyeden kopuk bir şekilde aniden olduğu yönünde. Kendinden emin adımlarla finale giden karakterin bir anda koşmaya başladığı hissini uyandırdı bende. Amaçlanan bu olabilir ama benim beklediğim bir final değildi.

Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde.

Güzel bir oyun Zebercet. Anayurt Oteli gibi derinlikli ve sahneye uyarlaması zor bir metnin hakkını veriyor. Halil Babür’ün hâlihazırda beğendiğim oyunculuğu Zebercet’de katmerlenerek bambaşka bir hâl aldı. Bundan sonraki oyunlarının sıkı bir takipçisi olacağım aşikar. Naçizane önerimdir, oyunun izlenmeden önce metnin okunması. Oyunu daha kıymetli kılarken Talimhane Tiyatrosu’nun nasıl güç bir işe soyunduğunu gözler önüne seriyor.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Yusuf Atılgan
Uyarlayan: Firuze Engin
Yöneten: Kerem Ayan
Dramaturji: Mehmet Ergen
Oynayan: Halil Babür
Süre: 1 saat 50 dakika (Tek perde)