İzledim: Marx İstanbul’da

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakikaMarx İstanbul’da, daha önce Ayrılık ve Gelin Tanış Olalım oyunlarını izlediğim Tiyatro Evi‘nin yeni oyunu. Kadıköy Boa Sahne‘de izledim. Böylelikle geçtiğimiz şubat ayında açılışı yapılan Boa Sahne’de ilk oyunumu izlemiş oldum. Sahnenin olduğu yer 2015 senesinde Levent Kırca Kültür Merkezi olarak kullanılıyordu. Levent Kırca’nın vefatından önceki son oyunu Dımdızlak‘ı bu sahnede izlemiştim. Yanlış hatırlamıyorsam daha sonra Doa Sanat ve Penguen Sahne isimleriyle kimi etkinliklere ev sahipliği yaptı bu sahne. Tabii benim son gelişimden bu yana çok şey değişmiş. Sahnede ciddi bir tadilat yapılmış. Salondaki kolonların izleyicilere epey rahatsızlık verdiğini anımsıyorum. Değişen oturma düzeniyle bunun üstesinden gelinmiş. Gişeye ve salona geçiş yapılan alan metruk görünümünden kurtarılmış. Velhasılıkelam İstanbul’daki tiyatro meraklıları için dikkate değer bir sahne olmuş. Özellikle konuk ettikleri oyunlar, benim gibi tiyatro izleme eylemini belli ilçeler sınırları dahilinde tutan tembel izleyiciler için iyi bir fırsat.

Marx İstanbul’da tek kişilik bir oyun. Orijinal ismiyle Marx in Soho. Hamir Demir‘in tek kişilik performansı. Howard Zinn‘ın kaleme aldığı metni Semih Çelenk Türkiye’ye uyarlamış ve yönetmenliğini üstlenmiş. Karl Marx, orijinal metinde, öldükten sonra söylemleri hakkında çıkan iddialara yanıt vermek üzere hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Londra’nın Soho semtine gitmeyi talep eder yetkililerden. Bu isteği kabul edilir edilmesine ama yapılan bir hata sonucu New York’taki Soho mahallesine gönderilir. Marx’ın, yabancısı olduğu bu şehirdeki insanlara kısıtlı zamanında söyleyecek sözleri vardır. Semih Çelenk, metni bu hatanın yapıldığı sahneden yola çıkarak Türkiye’ye uyarlamış. Marx’ı İstiklal Caddesi’ndeki Soho isimli eğlence mekânına göndermiş ve derdini Beyoğlu’ndaki insanlara anlatmasını sağlamış.

Marx, bir saatten uzun bir süre boyunca kendi yazdıklarını, haklılıklarını, yanılgılarını, sürgünlerini, türlü zorluklarla geçen yaşantısını, eşini, çocuklarını, yakın arkadaşlarını ve yeni yeni tanıdığı Türkiye’nin sorunlarını konu alan bir anlatı sunuyor izleyiciye. İzleyicilerin onu izlediğinin farkında olarak, kimi zaman onlardan icazet ve yardımlar alarak. Oyun, daha ilk sahnesiyle birlikte mizahi bir üsluba teşne olmasına rağmen gayet dozunda kullanıyor sahip olduğu bu gizil gücü ki benim şahsi fikrim bu kadarının dahi fazla olduğu yönünde. Çünkü izleyiciler olarak sahnede olmadık bir şey izleyeceğimize hazır olarak gidiyoruz Marx İstanbul’da ismindeki bir oyuna. O yüzden herhangi bir şeyi abes karşılama ihtimalimiz de olmuyor. Bu Marx İstanbul’da oyunundan azade olarak son zamanlarda izlediğim çoğu oyunda rahatsızlık verme derecesinde dikkatimi çekiyor artık. Bir izleyici refleksi olarak her şeyde mizah arama, gülünmeyeni sahih saymama davranışını, gülmeye duyulan ihtiyaç gibi ilk akla gelen savlardan biriyle değerlendirmek istemiyorum ama ortada bir sorun olduğu aşikâr.

Marx, kendi metinlerinden alıntılar yapıyor oyunda. Bunların daha anlaşılır olması için örneklendirerek, tane tane anlatıyor izleyiciye meramını. Bu açıdan bir yanıyla da Marx’ın metinleri hakkında fikir sahibi ediyor izleyiciyi oyun. Fakat Semih Çelenk, tam bu noktada hatalı bir söz söylemekten, izleyiciyi yanlış bilgilendirmekten çekindiği için oyunun uyarlaması esnasında -adını şu anda anımsayamadığım ve oyun künyesinde yer almayan- bir akademisyenle birlikte çalışmalar yapmış. Kimi sahnelerdeki kitabi ve pratiğe yönelik üslubun nedenlerinden biri bu çalışmalar sanıyorum.

Senelerdir bir oyunun prömiyerini izlemeye heves ederim ama bir türlü yer bulmayı beceremem. Ya çok geç haberdar olurum ya da erteleyemeyeceğim bir meşgalem çıkar o güne. Ama meğer dün akşam bir prömiyer izliyormuşum, farkında değilmişim. İlk defa bir prömiyer merasimine katıldım, yönetmeninden grafik tasarımcısına kadar oyunda emeği geçen herkesi dolaylı olarak da olsa tebrik ettim. Oyunda aksadığını düşündüğüm kimi sahneler vardı. Onları da tabii olarak ilk oyun heyecanına verdim. Zamanla daha iyi hâle geleceğini umuyorum. Oyunda olumsuz olarak değineceğim tek konu İstanbul’un kullanımı oldu. Sahne tasarımıyla ve hikâyeye yapılan ufak katkılarla Marx’ın İstanbul’da olduğunu anlıyoruz ama oyunun geneline bakıldığında mekân kullanımı veya bahsi çok az. Daha fazla İstanbul’a dair detay görmek veya duymak isterdim.

Bence maksadının üstünde bir oyun olmuş Marx İstanbul’da. İsminden ve konusundan dolayı izleyicide yoğun bir mizaha maruz kalma hissi yaratmasına rağmen asli derdi o değil. Onu yalnızca bir sos olarak kullanıyor. Çekincem ise bu niyetle gelen izleyicilerin oyundan memnnuniyetsiz bir şekilde ayrılması. Umarım izleyicisine ulaşır Marx İstanbul’da. Oyunun tanıtım metninde de yazdığı gibi, geldiği zamanı doğru yorumlamaya hatta değişimin işaret fişeğini yakmaya kararlı olan Marx’ın izleyeni, dinleyeni bol olsun.

Çıbanlarınız varmış gibi davranın. Rahatsız oluyorsanız, oturmayın, ayağa kalkın.

OYUN KÜNYESİ
Yazan: Howard Zinn
Çeviren: Özüm Özgülgen
Uyarlayan ve Yöneten: Semih Çelenk
Oynayan: Hamit Demir
Süre: 1 saat 10 dakika (Tek perde)